23 Haziran 2010

Bakırköy Adalet Kolisi ve Diğer Ivır Zıvır

Öyle “ah nerede Osmanlı’nın o eşsiz günleri” tavırlarında biri değilimdir. Ancak kimi durumlarda isyan etmemek, eskiye özlem duymamak elde değil. Bu durumların en başında da mimari yapılardaki estetik zevksizlik geliyor. Son yirmi yılda sadece İstanbul’da sayısız bina/yapı dikildi. Kaç tanesine bakınca zevk duyuyor, tat alıyorsunuz? Her sene yüzlerce mimar yetişiyor üniversitelerden, bunların içinde hiç mi yaratıcı birileri yok, yoksa o yaratıcılıklarını törpülemeden mesleklerini ifa edemiyorlar mı?

Hadi özel sektör bu konuda vurdumduymaz diyelim, devlet eliyle kurulan yapıların hali neden içler acısı vaziyette anlamak zor. Milyon dolarlar dökülüp, aylarca uğraşılıp ortaya çıkarılan eserlerin zerre kadar duygu, akıl, estetik taşımamasına ne demeli bilmiyorum. Mimari, tarih boyunca en çok önem verilen sanat dallarından (siz isterseniz bilim de diyebilirsiniz) birisi olmuşken günümüzde şehirler taş yığınlarından oluşan açık hava çöplüklerine dönüyor giderek. Şu alttaki fotoğrafa bir bakın lütfen;


Net’te bulamadım, amatör şartlarda, uzak bir mesafeden kendim çekmek zorunda kaldım bu fotoğrafı. Haftada en az üç-dört kez görüş alanıma giren bu bina Bakırköy Adalet Sarayı. Çok geniş bir alana kurulmuş, e-5 üzerinden her gün gidip gelen yüz binlerce insanın ezbere bildiği bir taş yığını. Yapılalı birkaç sene oluyor. Ukalalık gibi olmasın ama şu beceriksiz halimle, kâğıt kalemle çok daha güzelini çizerim. Hangi akla hizmet, hangi estetik beğeniyle onaylanıyor bu projeler bilmiyorum! Bir Kapalıçarşı’yı getirin gözünüzün önüne bir de Cevahir’i, Kanyon’u… Olimpiyat stadını Selimiye kışlasıyla, Esenler otogarını Haydarpaşa garıyla karşılaştırın… Dolmabahçe sarayıyla İSKİ merkez binasını yan yana getirin zihninizde…

Mimariye kim yön veriyor, akımlar nasıl oluşuyor çok bilmiyorum ama gözümün gördüğüne gönlüm geçit vermiyor. İnsan Sinan’dan, Kemalettin’den, Balyan ailesinden utanır yahu…
.

0 yorum:

 

©2009 Litost | by TNB