13 Aralık 2010

Siyaset ve Demokrasi Üzerine

Bana “bu dünyada bir insanı en çok kirleten şey nedir” diye sorsalar, vereceğim cevap için bir saniye bile düşünmem; “siyaset” derim. Son zamanlarda yakınlarımdaki insanlarla aramızda geçen en temel tartışma da budur. Ben iflah olmaz ve uzlaşmaz biçimde şunu iddia ediyorum; siyasetin içine giren bir insanın temiz kalması ihtimali, Murat Menteş’in büyük bir yazar olma ihtimali kadardır ancak!

Bu tartışmaların çıkış noktası AKP’nin organizasyonu altında vücut bulan Siyaset Akademisi hakkında ileri geri konuşmuş olmamdır. Gerçi az daha evveli var, Has Parti kurulmadan önce de internet üzerinden “yeni bir siyaset anlayışı” kurmaya yönelik girişimler vardı. O zaman da söylemiştim; siyaset vicdan ve ahlak sahibi insanların yapacağı iş değildir. Yapamazlar demiyorum, ama kendi iyilikleri için yapmamalılar. Eğer bir yol çamurluysa ve siz de o yoldan yürümek istiyorsanız çamurun size bulaşacağını bilmelisiniz. Paçalarınızı çorabın içine sokup gömleğinizin kollarını yukarı kıvırsanız bile elleriniz ve ayakkabılarınız çamur olacaktır. Sonra alnınızda biriken teri silerken çamur burnunuza bulaşacaktır. Sağınızdan solunuzdan geçenlerin ayaklarından sıçrayan çamurlu sular üzerinizde küçük küçük lekeler bıraktıktan sonra baktınız böyle olmuyor, hepten bırakacaksınız kendinizi! Böyledir bu…

“Peki Turgay, o zaman kime oy vereceğiz biz, herkes kirleniyorsa nasıl yönetileceğiz”. İşte cevabı demokrasi olan soru. İnsanların anlamakta, anlasalar bile hayata geçirmekte müthiş zorluklar çekeceği olgudur demokrasi. Bir ülkede gerçekten demokrasinin var olması için o ülke insanının kaya gibi sağlam bir sosyal bilince sahip olması gerekir. Bunu açalım biraz…

Diyelim ki Tayyip Erdoğan muhteşem bir adam. Son derece insancıl, ahlaklı ve vicdan sahibi, adaletten asla şaşmayan, sabırlı, her kesimi kucaklayan bir lider… Memleketi mükemmel idare ediyor. Siz bu durumdan ne kadar memnun olabilirsiniz? Ülkenin son derece iyi idare edilmesinin yegâne sebebi iktidarı elinde bulunduranların vicdanına kalmışsa, siz buna ne kadar demokrasi diyebilirsiniz? Hadi durum tam tersi olsun; Erdoğan’ın zalim, faşist, hak hukuk bilmeyen, burnunun dikine ülke yöneten birisi olduğunu varsayalım. Bunun alternatifi nedir? Erdoğan’ın aksi yönde özelliklerine sahip olduğu düşünülen bir Kılıçdaroğlu, Kurtulmuş ya da Bahçeli mi? Bir liderin insafsızlığından kurtulmak için bir başka liderin insafından medet ummaya demokrasi denmiyor maalesef. Bu halde, iktidarda kimin olduğunun hiçbir önemi kalmıyor. Çünkü kim olursa olsun, insandır, bir inancı ve dünya görüşü vardır, ona göre hareket edecektir daima. Dindar bir iktidarın dindarları kadrolaştırmasında da, laik bir iktidarın laikleri kadrolaştırmasında da zerre kadar şaşılacak bir durum yoktur. Ben de olsam, siz de olsanız, iki şey arasında tercih yapma durumunda kaldığınız vakit size yakın olanı tercih edersiniz. Siyasete giren bir insanın neden çamura bulanacağının cevabı da burada yatıyor. Çünkü ortada bir mücadele var. “Ben onlardan daha iyiyim” demek ve bunu ispatlamak zorundasınız. Kafadan alçakgönüllülük gitti bir kere. “Onlar anlamaz, bu iş benim işim” demek zorundasınız. Kibir geldi yapıştı. “Yalan söylüyorum ama halkın iyiliği için” dediniz. Kendinizi kandırdınız. Sonra nefis, şeytan, dünya nimetleri, makam, şöhret vs…


Eskiden krallıklar, imparatorluklar vardı. Hadi geçtim tarihi, edebiyata, masallara bakın. İyi krallar ve kötü krallar vardır. Merhametli imparatorların hemen ardından ali kıran baş kesenler gelir. Bunun bugünden farkı ne? Kral iyi kalpliyse halkı savaşa sokmaz, vergilerini ağırlaştırmaz; kötü kalpliyse onun bunun kızını haremine alır, zevk-ü sefa içinde yaşar, halkın ağzına sıçar! Ve bugün… İktidar merhametliyse adaleti sağlar, vergileri düşürür, halkın derdini dinler; katı kalpliyse düşmanlarını hapse tıkar, aydınları susturur, zam üstüne zam yapar! Ha, demek ki neymiş, demokrasi ile filan yönetilmiyormuşuz!

“İyi güzel diyorsun da Turgay kardeşim, o kirlenir, bu bozulur… Ne yapmalı, demokrasiye nasıl geçilir”. Başta da dediğim gibi, sağlam bir sosyal bilinç ve birliktelikle mümkündür bu. Hükümetleri kontrol altında tutacak çok güçlü bir sivil toplum yapılanmasıdır asıl mesele. Bir başbakanın iyi davranmasını bekleyen değil, onu iyi davranmak zorunda bırakan, bir çemberin içinde tutabilen halktır demokrasiye sahip olan. Sivil toplum bir bütün halinde hareket ettiği müddetçe iktidar ne kadar güçlü olursa olsun halkın çizdiği sınırların dışına çıkamaz. Ve bu öyle zannedildiği gibi hayalci bir yaklaşım değil. Ancak sabır ve zaman istiyor. İnsanların birbirine tahammül göstermesi gerekiyor.

Bugünü ele alalım. Mesela geçen hafta 19 yaşında hamile bir kadın polis şiddeti yüzünden çocuğunu kaybetti. Eğer siz o ideolojik kör bakışlarınızdan sıyrılamıyorsanız, “ne işi vardı onun gösteride, zaten amacı oydu, o yaşta ne hamileliği, düşürmese kendi aldıracakmış” vs. diyorsanız, yarın iktidar değişir ve izbe bir bodrum katında polis götünüze cop sokarsa o öğrenciler de “zaten adam ibneymiş, polis yapmasa kendisi dildo kullanacakmış” diyecektir. Keza bugün o hamile kıza acısa bile diğer öğrencilerin dayak yemesini savunurken “başörtüsü yüzünden biz sürünürken neredeydiniz, hocalarınız komutanlara brifing verirken ne bok yiyordunuz” gibi sorularla karşımıza çıkıyor birçok yazar. Ya da işte, “Mavi Marmara baskını için oh çekiyordunuz” filan diyor. Her görüş kendi cephesinden baktığı vakit sadece haklılığını görür. Duruma göre gerçekten haklıdır da belki. Ama bir yerde bu çatışmanın sona ermesi gerekiyor. Bir taraf affetmeyi, diğer taraf hoş görmeyi, beriki el uzatmayı beceremez, daha kötüsü, bunu istemezse, kıyamete kadar demokrasi yüzü göremeyiz bu ülkede. Düşünsenize, o öğrenciler dayak yedi diye ertesi gün sağı/solu, dindarı/laiği, Kürt’ü/Laz’ı, Fenerlisi/Cimbomlusu ayağa kalksa, hepsi birden sesini yükseltse, gerekirse meydanlara çıksa, hükümet bunun için özür dilemek zorunda kalmaz, sorumluları cezalandırmaz mıydı? Sivil toplumun bu kadar güçlü ve beraberce ses vereceğini bilse o çocukların, ya da başkalarının, eylem yapan işçilerin, grev yapan memurların kafalarına cop geçirebilir miydi?


Tekrar söylüyorum: siyaset pis iştir. Temiz de olsalar başlarken, siyasete bulaşanlar herkes pislenir. Yükselmenin tadını aldıkça hizmet etmeyi unutur insan. Çok nadir rastlanacak biçimde tepelere kadar temiz halde çıksa bile, kirlilerin kendine çizdiği sınırları aşamayacaktır. Aşmak için kendi de kirlenecektir. Bu kirliliği temizliğe giden yol için mübah görecek, kanına giren zehrin farkına varmadan diktatörleşecektir. Tek çözüm demokrasidir ve demokrasi de sayısal üstünlüğü ele geçirenin merhametinden medet ummak değil, farklılıklarımıza rağmen vicdan noktasında birleşerek adalet ve eşitliği kendi elimizle, hükümetlerin yıkamayacağı, değiştiremeyeceği biçimde inşa etmektir. Bu böyledir.

0 yorum:

 

©2009 Litost | by TNB