İnsana dair yazmayı seviyorum. Her şeyden; ideolojiden, dinden, kültürden, ırktan, sosyal statüden bağımsız olarak, sade insanı, sadece insanı yazmayı seviyorum. Varoluşuma dair bana fikir sunduğu gibi zihnimi de diri tutmayı sağlıyor çünkü. Yakın zamanda değinmiştim, hepimizin ortak bir zaafı var; hafızamızı belli aralıklarla sıfırlıyoruz. Bize şaşkınlık veren bir olay aynı zamanda tecrübeli kılmıyor. Sırf şu sıfırlama yüzünden... Bir yıl önce öz kızına tecavüz edip üç çocuk sahibi olan bir sapık haberi okuduğumuzda şok geçirmişken bir yıl sonra benzer bir haber duyduğumuzda "insan böyledir, her şeyi yapar" demiyoruz, yine şok geçiriyoruz! Gerçi psikoloji bilimi buna şık açıklamalar getiriyordur. İşte, efendim alt benlik şunu yapıyor da beynin filanca kısmı buna tepki olarak bilmem ne salgılıyor, sonra rüyalarda açığa çıkan bastırılmış dürtülerin ergenlikte meydana getirdiği ruhsal dönüşümler kırmızı ışıkta durmayınca trafik polisi gördüğümüz zaman gözbebeklerimiz büyüyor, tükrük bezleri kuruyor... Freud bunu ortaya koymuş, Jung pişirmiş, Gestalt yemiş, Turgay da hani bana hani bana demiş! Sokayım bilime ulan! Her şeye bir cevabı var. Akıl ver desen, o yok işte. Seni derecelendirir, ölçer, biçer, iyileştirir, bozar, sınıflandırır, ilgi duyar, dışlar, bağrına basar, ama akıl vermez. Aklı veren tecrübedir, şaşırmamaktır, hazır olmaktır, bilmektir, bileni dinlemektir, düşüp dizini parçalamak, kalkıp topallamaktır.
Bir insana hayatı boyunca en çok zarar veren şey nedir biliyor musunuz? Tamam, en çok diyerek fazla iddialı konuşmayayım ama, çok zarar veren diyelim. Konuşması gereken yerde susup, susması gereken yerde konuşmaktır. Bunun ayarını bulamaz, kuralını koyamazsa insan; kafasını çok vurur kafasından daha sert cisimlere. "dilim kopaydı da öyle demeyeydim" ile "canımı versem de o sözü söylediğim anı geri alsam" arasında hiçbir fark yoktur. En geç yirmili yaşlarının sonuna doğru bu olgunluğu yakalayamamış birisi için hayat çok eğlenceli olabilir. Sürekli yeni bir şey keşfettiğini zanneder çünkü. Eh, malumunuz veçhiyle yeni keşifler her zaman heyecanlandırır insanı!
Ama durun! Heyecan peşinde koşacak kadar ahmak olmayın yine de siz. Bilin. Bilin ve unutmayın. Ortaokulda okurken, on yedi sene oluyor yani, Barış adlı bir arkadaşım vardı. Sınıfa sonradan gelen Nihal'e aşık olmuştu. Kafamı şişirip duruyordu "abi şöyle seviyorum, böyle kafayı yiyorum" diye. Hah, şimdi burada benim o klasikler ötesi kalıbı kullandığımı ve "abi seviyorsan git konuş bence" dediğimi zannediyorsunuz değil mi? Değil! Çünkü Nihal'den ben de hoşlanıyordum!!! Lakin on üç yaşındayım, malım, bildiğin malım, o kadar malım ki özetini çıkarmak için gidip aldığım kitap Şekspir'in Koryolanus Faciası olduğundan edebiyat aşkım beş yıl kadar erteleniyor; o kadar malım ki sıranın üzerine sabahçı olan liseli abilerin yazdığı ve beş-altı sene sonra hayranı olacağım Iron Maiden'ı şeytani bir çizgi roman kahramanı sanıyorum. Ve o kadar malım ki, Nihal'den benim de hoşlandığım açığa çıkmasın diye Barış'ın dert ortağı oluyorum. Sanki onun acısını paylaşıyormuş gibi kendi derdime dertleniyorum! Nihal öyle kendi halinde, her şeyden habersiz takılırken ben ön dişleri tavşan gibi olan Barış'la birlikte teneffüslerde İbrahim Tatlıses patlatıyorum: "hep yoksul perişan olabilirim, acılar içinde kalabilirim, sürüne sürüne ölebilirim, Allah'ın yarattığı bir kulum işte!".
Şimdi bunu niye anlattım ben, konumuzla ne ilgisi var? Aslında çok ilgisi var. Yaptığım girişin üstüne anlattığım şu kısacık anıdan tonla ders çıkarılabilir. Fakat ne gereği var? Zaten birkaç saat geçmeden unutulup gidecek. Ben; beni ben yapan şeyleri unutmadığım için benliğime anlam yükleyip kendime dair gururlandığım tek şeye sarılmaya devam edeceğim. Ve şöyle yükseklerden gerine gerine, zevkle ahkâm keseceğim:
İnsan kardeşlerim! 93T'ye bindiğiniz zaman Zeytinburnu'ndan yola çıkıp Taksim'e varacağınızı biliyorsunuz. Yolunuz Çapa'dan, Fındıkzade'den, Unkapanı'ndan Şişhane'den geçecek; şaşırmayacaksınız. Çünkü o hat zaten o güzergâhı kullanır. Bunu bildiğiniz için "aaa Şehremini! Hassiktir ya Saraçhane'den geçiyoruz" diye şoka girmezsiniz. İnsanın hayat yolculuğu da böyle bir güzergâhın belli aralıklarla gidip gelinmesinden başka bir şey değil işte. O yüzden hiçbir şey kolay kolay şaşırtmasın sizi. Durakları ezberleyin ve bir başka Nihal'i bir başka zaman gördüğünüzde acılar içinde ölmeyin; yanına gidip bir "merhaba" diyin.
bizim büyük karaktersizliğimiz
7 saat önce

0 yorum:
Yorum Gönder