Propaganda garip bir insanlık icadıdır. Bir şey atarsınız ortaya -ki bunun ne olduğu hiç önemli değil- ve sonra bunu insanlara kabul ettirmek, kendinize destek sağlamak için düşersiniz yollara. [Tayfun Talipoğlu Mode: ON] Yollar ki çetindir, aman vermez, can acıtır yollar. Ekip biçmek için propagandaya ihtiyaç duyduğunuz düşüncelere, fikirlere aman vermez. Yutar, şarampole yuvarlar, bilmediğiniz yerlere çıkarır sizi. Bu pop müzik piyasası koskoca Spice Girls’e bile kalmadı, size mi kalacak sandınız? Bu sinema dünyası görkemli Titanic’i bile çaktırmadan hafızalarımızdan sildi, siz mi hatırlanacaksınız? Turgut Uyar ne demiş; “benim dengemi bozmayınız”. Oturun oturduğunuz yerde. Kayda değer bir şey yaparsanız zaten Allah’ın kulu bundan haberdar olmayacaktır. Bu kımıl kımıl titreşimler niye? Sizin mevsiminiz daha gelmedi efendim, sakin olunuz. İnsanın kışı sevmesi, özlemesi, istemesi için yazdan bunalması gerekir. Sıcaktan illallah etmesi gerekir. Aynı şekilde yazı arzulaması, onu beklerken heyecanlanması için de götünün donması, ayak parmaklarının uyuşması, burnunun kızarması… Biz kim, bulunduğumuz zaman-mekân-toplum içinde varlığıyla var olmak kim? A benim salağım, bir de bunu yenmek için propaganda yapmıyor mu? Yazık.
Bakın, insanlar birbirine bağlı değildir. Yani şöyle, sosyal düzenin devamı için bazı mecburiyetler gereği bu şekilde görünmemiz icap edebiliyor. Ama bu yalnızca bir yanılsamadan ibaret… Ofluların (Trabzon/Of) bir esprisi vardır, asla “Trabzonluyum” demezler, “Ofluyum” derler. Sebebini sorduğunuzda şu cevabı alırsınız: “biz Trabzon’a ya da Anadolu’ya veya Türkiye’ye bağlı değiliz, doğrudan Allah’a bağlıyız!”. Onlar geyik olsun diye söylüyor bunu ama altında yatan hakikat dağ gibi aslında. Geçenlerde Hatemi hoca söylemişti (Hüsrev mi Hüseyin mi karıştırıyorum takdir edeceğiniz üzere), her insan görünmez bir kuşakla doğrudan Allah’a bağlıdır, birbirleriyle hiçbir bağlantıları yoktur, demişti. Şimdi bu sözü güzelce açardım ama yazının kaplayacağı yeri arttırmak istemiyorum. Hem bazı noktaları boş bırakalım ki okur kendi düşüncesini koyabilsin oraya, beyin jimnastiği yapabilsin. Ya da üşengeçlik ediyorum! Benim aklımdan neler geçtiğini kim bilebilir ki? James Hetfield ne demiş bir şarkısında; “Poor Twisted Me”. Bunu düşünün…
/ / /
“dost dost diye nicesine sarıldım, benim sadık yârim kara topraktır”
Her kim ki olursa bu sırra mazhar, ardında bırakır ölmez bir eser. Demedi demeyin bak, yazın bunu bir kenara. Sonra “vay efendim Turgay bizi uyarmadı, bize yol göstermedi” diye sızlanmayın. Elimde kelliği yok eden merhem var ama saçlarım gayet sağlıklı. Siz olsanız bu durumda ne yapardınız? (okura düşünme boşluğu, ucu açık hikâye, alegorik anlatım, post-modern anlatım teknikleri, bilinç akışı falan filan…)
/ / /
Kurt Vonnegut ölmemeliydi yüce rabbim, ‘ölmemeliydi’… di… di… di…

1 yorum:
(: çok hoş bir yazı olmuş efenim,belirtmek isterim.
Yorum Gönder