24 Ocak 2011

Beyaz Bereli Çocuk

Bir varmış bir yokmuş diye başlıyor masalımız. Bendeniz anlatıcınız Vahşet. Babamın bana bu ismi koymasının tek nedeni ağabeyimin adı olan Haşyet’le kafiye oluşturmasıymış aslında. Babamın adı da Dehşet, bu arada… Her neyse. Efendim, ben bu masalın anlatıcısı olduğum kadar kahramanıyım da aynı zamanda velâkin. Lisede edebiyat dersine İngilizce hocası girdiği için imlâ, anlatım bozukluğu filan gibi hatalarım olursa kusuruma bakmayın. Bazılarını tespihçiler düzeltirmiş diyorlarmış. Bir de ilginçtir, İngilizce dersine de tarihçi girerdi. Baştan bir yerden sıra nasıl kaymışsa artık, matematikçimiz de resimciydi! Of ya, ne kadar dağınık bir anlatıcıyım, özür dilerim, hemen baştan alıyorum.

Bir varmış bir yokmuş güzel kardeşim. Ben, günün birinde zengin bor yatakları bok gibi para edecek olan, üç tarafı denizlerle ve dört tarafı o zengin bor madenlerine göz koymuş hain düşmanlarla çevrili bir memlekette yaşıyormuşum. Bu memleketin hakkı çok pis yeniyormuş dünyada. Öyle ki, o memleketin bilim adamları borla çalışan gırla araba yapmış ama dünyanın tek hâkimi olan şeytani Big Brother bizim çok manyak süper güçlü bir devlet olmamızı istemediği için bu projeleri hasıraltı eylemiş. Bir de şey, denizlerimizin altında korkunç büyüklükte petrol yatakları varmış amaaa, anlarsınız ya, bütün dünya düşmanımızmış bizim. Buldurtmuyorlarmış o petrolü bize. Şerefsiz kansız aşağılık mahlûklar yüzyıllar boyunca dünyaya hükmetmiş şanlı ırkımızın gücünden çekindikleri için habire bölüp parçalamaya çalışoyorlarmış bizcağızları.

Bir varmış bir yokmuş işte, efendime söyleyeyim, bu cennet ülkede pis ve hain bölücüler varmış. Her ne kadar geçmişte bu pis ve hain bölücülerin büyük bir kısmını salataya soğan doğrar gibi kesmişsek de, bazıları günümüze kadar bu zengin bor madenli toprakların üstüne yaşaya zıplaya ulaşmayı şey etmişler. Çok fazla konuşuyorlarmış bu hainler. Zaten isimleri de ne kadar komik ve zavallı baksanıza; Gerbeni. Bu ayakları her zaman kötü kokan Gerbenilerin bazı şuursuz temsilcileri varmış. Onlardan birinin adı da Doraht Fink’miş. Bu Doraht denen kansız, kendisi gibi vatan haini olanların bazı hakları olduğunu bas bas bağırıyormuş. Bir de utanmadan kardeş olduğumuzu filan iddia ediyormuş sırf şanlı ırkımızın lekesiz zihnine ebedi günışığı yanıkları bırakmak içün. Devletimiz bu Fink boşboğazının boğazını doldurmak için el altından gizli hafriyat ihaleleri açmış. Başına da kimi koymuş dersiniz? Elbette bendeniz Vahşet’i!

Şimdi aslında şanlı ve bor madenleri dolayısıyla of ya acayip güçlü olan devletimiz bu geveze Gerbeni’yi tükürüğünde boğarmış ama her tarafımızı sarmış olan o pis düşmanlarımız bu yüzden bize zarar verebilecekleri için bu işi açıktan yapmak istemiyormuş. Üstelik görgü kurallarına da aykırıymış bu durum. Devletimizin gelenekleri gereği ne zaman bir hain veya hainler tespit edilirse devletimiz hemen onların bilet işlemlerini halletmesi için ihale açarmış. İhaleyi kazanan kişi haini bir gece gizlice kaçırır, izbe bir yerde kafasına iki kurşun sıkarmış. Ondan sonra da hem cesedi saklar, hem de bu işi yapanın bir başka hain olduğunu işaret ederek bir taşla toplu katliam yapmayı akıl etmeye çalışırmış. Devletimiz vatandaşının rahatını düşünmekten gecelerce uyku uyuyamazmış. Manevi şahsiyeti tahkir ile tezyif filan neyse işte bir şeyler olduğu için devamlı birlik ve beraberliklen idare edilmesi gerekiyormuş. O yüzden birliklen beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğu anlarda dergilere reklam verir, Hayriyet gazetesine yazı yazdırırmış.

Derken günün birinde, bu Doraht Fink için ihale açılmış, ihaleyi de ben kazanmışım. Fakat niyeyse, daha önceki yılların aksine daha dikkatli ve sessizce halletmem gerekiyormuş bu işi. Çünkü, bilmiyorum niye. Neticede devletimiz her şeyin en doğrusunu ve en şahanesini düşünürmüş. Neyse, ben de en az benim kadar devasa bor madeni yataklarının bize kazandıracağı efsanevi güç ve tarihi ışıldatan geçmişimizle gözü kamaşmış cengaverler aramaya koyulmuşum. Aramalarım sürerken ülkemizin oha abicim ya korkunç bir güvenilirliği var bu kurumundan bazı subay dostlarım yardımcı oldular. Kendilerine yakın dostlar için muhbirlik yapan, yanakları vatan aşkının o kıpır kıpır tazecik liseli aşkı saflığıyla kızarmış yiğit delikanlılarının benim için bilet işlemi yapabilecek genç yetenekler bulabileceğini söylediler. Miş. Söylemişler. Sonra ben de olur demişim. Devlet bana buyurmuş, ben dostlarıma buyurmuşum, dostlarım dostlarına buyurmuş, onlar elemanlarına buyurmuş, elemanlar da bu işe soyunabilecek kadar gözü kömürlü, bileği kuvvetli bir aslan parçası bulmak için yollara düşmüş.

Sonra bir gün bana bir telefon gelmiş. Dünyanın ennnn yakarız lan bu gezegeni cesaretine sahip ırkının kendiylen gurur duyan genç bir aslancığının bulunduğu müjdesi verilmiş. Ben de kendisine bir tabanca hediye edilmesini, bu hediyeyi istediği gibi kullanmakta özgür olduğunu, kendisine karışan eden olursa devletimizin o karışanları siyah camlı jiplerden inen siyah takım elbiseli siyah gözlüklü gürbüz tosuncukları aracılığıyla osurtacağını söylemişim. Valla ne de güzel söylemişim bence.

Gün olmuş devran dönmüş, bizim aslan parçası namusumuza dil uzatma ve toprağımızın altındaki bor madenlerinin bir kısmında hak iddia etme gibi sapıklıklara bulaşmış bu Doraht Fink Gerbeni’sini şanımızın gerektiği bir biçimde sırtından vuruvermiş. Bunu yaparken de içindeki vatan aşkının saflığı ve yüceliğini temsilen beyaz bir bere takıyormuş. Analar ne aslan parçaları doğuruyormuş be, bi dakka bekleyin gözlerim yaşardı........

Neyse işte, sonra bu bizim beyaz bereli, aslan yeleli yiğit kardeşimiz “ay bis hepimis Gerbeni’yis, uf oldu canımısı yaktınıs” diye karı gibi ağlamaya başlayan başka başka kansız vatan hainlerinin ayyuka çıkan gürültülerinden dolayı tutuklanmak zorunda kalmış. Ama devletimiz onun arkasındaymış, kendisini bir süre misafir edip, besleyip büyütüp, sırtını pışpışlayıp gazını çıkartıp, bebekler gibi kundaklara sarıp bakmayı geleneklerinin ve mevcudiyetinin yegâne sebebi saymış. Bu sebep onun en kıymetli hazinesiymiş. Muhtaç olduğu kudretler de varmış tabi. Ve bu kudretler, kendisinin yetiştirdiği onbinlerce aslan yeleli genç yiğidin beyaz berelerinde mevcutmuş.

Bu masal burada biter. Bendeniz Vahşet aldığı ihaleyi hakkıyla yerine getirmiş olmanın gururuyla buradan gider. Beni arayan bulamaz. Bulsa da göremez. Görse de dokunamaz. Dokunan yanar çünkü. Çünkü ben en muhteşem ülkenin gizli hizmetçilerinden biriyim. Devletim beni korur, yaşatır, büyütür. Pireler, berberler, develer filan.......


0 yorum:

 

©2009 Litost | by TNB