Burada hemen her konu hakkında ahkâm kesiyor olmama karşın şunu fark ettim ki, benden daha genç arkadaşların ciddi anlamda işine yarayacak bilgiler vermekten çok uzak kalmışım. Nihayetinde yaş otuz bir oldu ve bu yaş normalde beni bilge biri yapmasa da internet kuşağının genel yaş ortalaması baz alındığında tecrübe sahibi kılıyor. Eh, insanları aydınlatmak gibi salak bir misyon da yüklendiğimize göre, kendimize olur olmaz sosyal sorumluluklar yükleyebiliriz!
Bugün bu sorumluluğu "mahallenin gençlerine öğüt veren bıçkın ağabey" pozlarına girerek üzerimden atmak istiyorum. Konumuz; Cuma namazı sonrası babasına (ya da onun yerini tutan amca, dayı, usta, patron vs.) hesap vermek durumunda kalan, ancak şeytanın iteklemesi ve nefsin yoğun presi sonucu namaza gitmeyen muhafazakâr evlatlarımızın olası yakayı ele verme durumlarının önüne geçmek. Bu hizmeti başka yerde bulamazsınız kardeşlerim. Övünmek için söylemiyorum (ki bu asla övünülecek bir şey değildir) ama henüz yirmilerine ulaşmamış bir ergenken bu işi sanat haline getirmiştim. Şimdi de bu sanatı yeni nesile öğretmek istiyorum. Namaz kılmayarak zaten ilahi bir vebalin altına giriyorlar, üstüne bir de dayak mı yesinler?
Şimdi, genç kardeşim, öğrenmen gereken ilk şey şu: namaza gidip gitmediğini kontrol amacıyla sorulan ilk ve en klasik soru elbette imamın hutbede ne anlattığıdır. Buna kesinlikle cevap vermen gerekiyor. Çünkü buna cevap veremezsen zaten işin bitmiştir, diğer taktikleri yalayıp yutsan bile faydası olmaz. Bundan kurtulmanın birkaç yolu var. İlki; eğer başka bir şey yapmak niyetinde değil de sadece sigara içmek, dinlenmek filan istiyorsan ve hava da çok soğuk değilse caminin etrafında sotelenmendir. Hemen her camide Cuma namazı esnasında dışarıya ses veren hoparlörler açılır ve bu ses yakalanmanı engelleyecek makul bir uzaklıktan bile duyulabilir. Eğer birazcık kafası çalışan biriysen ve imamların genel yapısına vakıfsan birkaç anahtar kelime duymak işini görebilir. Diyelim "anne, cennet, hak, itaat" gibi kelimeler sıkça tekrarlanıyor. Evet evet, imam efendi İslam'da ana baba hakkının önemini anlatıyor! Bu kadar basit. Hem işini kolaylaştıracak etkenler de var. Ramazan'dan hemen önceki Cuma ise oruçtan, Kurban'dan hemen önceki Cuma ise -haliyle- kurbandan, herhangi bir kandilin öncesi, esnası ya da hemen ertesi ise o kandilin faziletlerinden, kutlu doğum haftası ise Peygamber Efendimizin hayatından, yeni yıl arifesiyse yılbaşı kutlamanın günahından bahsedilir. Bu hep standarttır, değişmez. Akıllı adam bunları bilir.
Diyelim ki bu kısayolların geçerli olmadığı bir haftaya denk geldin ve canın kahveye gidip okey/batak oynamak, internet kafede takılmak istedi. İşbu durumda alternatif yöntemler devreye giriyor. Örneğin senin gibi ibnelik yapmayıp efendi efendi namazını kılmış salih arkadaşına hesap verme anından hemen önce yapışarak hutbeyi sormak gibi... Bak burada önemli bir detay var, atlamayalım. Vaaz ile hutbe arasındaki farkı kesinlikle bilmelisin. Ezan saatine kadar anlatılanlar imamın kendi tercih ettiği konudaki serbest vaazlarıdır ve haliyle camiden camiye değişir. Fakat ilk sünnet sonrası, farz öncesi hutbede anlatılanlar Dİyanet İşleri tarafından camilere gönderilen, kelimesi kelimesine aynı vaazlardır. Her camide aynı hutbe okunur. Yani, mesela camiye geç gittiğini, dolayısıyla vaazı kaçırdığını iddia edebilirsin, başka bir camiye gittiğini ve başka bir vaaz dinlediğini de iddia edebilirsin. Fakat hutbe şaşmaz. Hutbenin ne olduğunu bilmelisin. Bu durumda tek şansın ya hutbenin ne olduğunu önceden öğrenmek (bizim zamanımızda internet olmadığı için bu konuda sanal dünyanın ne kadar yardımcı olacağını bilmiyorum), ya da başta söylediğim gibi, salih arkadaşa yanaşmak (hayatta böyle arkadaşlarınız olsun, hutbe sormak şart değil)...
İlk kısmı atlatabilirsin. Fakat unutma ki her baba bir zamanlar senin yaşındaydı ve sen bunu akıl edemesen de o da senin geçtiğin yollardan geçti. Haliyle detay içeren, tuzak kurulan sorularla karşılaşma ihtimalin yüksektir. Bu durumda da alnı secdeye değmiş biri olarak aklını kullanman gerekiyor. Bir defa, gittiğin caminin mimari özelliklerini ve önemli teknik detayları aklında tutmalısın. Her zaman aynı camiye gidemeyebilirsin. Mesela başka bir ilde/ilçedesiniz ve sen yine namaza gitmedin. Ne yapacaksın? Hutbeyi telefonla salih arkadaşını arayarak öğrensen bile, detayda falso verir, yoldan çıkarsın. Çakal bir baba tuzak sorularla anında enseler seni. Aslında tek katlı bir cami olmasına rağmen "hangi kattaydın" diye sorabilir. Ne cevap verirsen ver kendini ele vermiş olursun. Ki tanıdığım tüm andavallar bu soruya "üst katta" diye cevap verir. Namaz öncesi cami etrafında yapılacak mini bir keşif gezisi bu sorunu halledecektir. Olmadı içeri girip hemen geri de çıkılabilir. Hazır girmişken halının deseni (halı ne renkti?), görülebiliyorsa imamın tipi (hoca genç miydi yaşlı mı? sakallı mıydı sakalsız mı?) kontrol edilmelidir. Caminin kaç minaresi olduğuna bakmak ve avlunun yapısını hafızaya kazımak da ("avluda kıldım" bahanesi için) fayda sağlayabilir.
Bir diğer taktik ise namaz sonrası hesap verme durumu söz konusu ise bir şekilde meşguliyet yaratıp hesap vaktini katakulliye getirmektir. İşyerindeyseniz depoya filan kaçabilir, yemeğe gidebilir, zararsız bir şeyi kırarak dikkat dağıtabilir, telefonda konuşuyormuş numarası yapabilirsiniz.
Fakat sevgili kardeşlerim, ne kadar uyanık olursanız olun, kurnaz bir baba sizi her halükârda enseler. Önce hutbeyi sorar, tam cevap vereceğiniz esnada hocanın sakalı ne renkti (Dikkat, koşullandırılmış soru! İmam gerçekten sakallı mıydı acaba?) der ve siz düşünürken öldürücü darbeyi vurur; "farzda okunan zammı sureler hangileriydi?". Buradan hareketle şunu söyleyebilirim ki, bu kadar tecrübenin üstüne Allah birgün bana oğlum olmasını nasip ederse, o çocuk Cuma sonrası hesap vakti geldiğinde boku yemiş olacak! Siz siz olun, en güzeli, en iyisi, en doğrusu, -hiç değilse- Cuma namazını aksatmayın. Babayı belki atlatabilirsiniz ama...
.
bizim büyük karaktersizliğimiz
7 saat önce

1 yorum:
iki rekat namaz kılacağı yerde bu kadar kendini paralayan adamdan da hayır gelmez abi zaten :/
Yorum Gönder