Sırrı Süreyya Önder’i severim. Sevmeyenleri de anlarım. İyi, vicdanlı bir insandır. Konuşmasına, sohbetine doyum olmaz. Sağlam bir sosyalisttir ama kot kafalı değildir. Sinemadan anlayan biri olmasına rağmen kötü bir senarist ve yönetmen olduğunu; en azından daha alması gereken çok yol olduğunu düşünürüm. Bir süreden beri yürütmekte olduğu köşe yazarlığını da layıkıyla yerine getirdiğine inanıyorum. Ezcümle, başta dediğim gibi, severim kendisini.
Kendisi klişe tabirle “altına imzamı atarım” dediğim sağlam yazılar yazıyor olsa da, son dönemde belirgin bir hareketlenme görüyorum çizgisinde. Bu hareketlenmenin uzun süredir beraber olduğu Kafa Dengi tayfasından ayrılmasıyla başladığı da çok açık. Kendimce bunun sebebinin memleketimizin hemen her ideolojisinde olduğu gibi sol/sosyalist ideolojide de derin bir muhafazakârlık kültürünün meydana getirdiği ‘aforoz refleksi’ olduğunu düşünüyorum. İslamcı olarak tanınıyor ama –mesela- Necip Fazıl’ın ırkçı bir insan olduğunu savunuyorsan yavaş yavaş kenara kaydırılman muhtemeldir. Laik çevrenin gözde bir üyesi olmana rağmen Abdullah Gül’ün aslında iyi bir cumhurbaşkanı olduğunu düşünüyorsan biletinin eline verilmesi yakındır vs. vs… Örnekleri istediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz. Muhafazakârlığın böylesine köklü biçimde kanımıza işlediği bir ülkede siyasi, dini, kültürel olarak kendini nerede konumlandırdığının hiçbir önemi yok. Birazcık ‘öteki’ ile ilgilendiğin vakit “dönek, hain, kırık” gibi yaftaların üzerine yapıştırılması an meselesidir.
Bu yüzden Roni Margulies’e, Latife Tekin’e, Adalet Ağaoğlu’na, Oya Baydar’a ve adı aklıma gelmeyen nice vicdan sahibi sosyaliste gerek fiili, gerek sözlü olarak saldırılarda bulunuluyor. Bu yüzden bulundukları camialardan dışlanıyorlar ve bu durum içlerindeki demokrat insanların aslında nerede durduklarını haykırmak için olmadık şeyler yapmasına yol açabiliyor. Popüler kültürden bir örnek verecek olursak, teşbihte hata olmaz, Ezel’deki Cengiz Atay’ın aslında bir katil olmamasına rağmen kendini aralarında bulunduğu insanlara kabul ettirebilmek için bir adamın kafasını beysbol sopasıyla parçalamasına benzetebiliriz bu durumu.
Sırrı Süreyya’nın bir süreden beri yaptığı şey buna benziyor işte. Gene de günahını almak istemem ama aylardan beri içli dışlı olduğu ‘İslamcı camia’ dolayısıyla sosyalist kimliğine düzenlenen saldırılar onu savunma refleksine soktu muhtemelen. Gerçi bir süreden beri devam eden öğrenci-polis çatışmalarının da bunda etkisi yok değil. Ama birkaç gün önce yazdığı yazıda referandumda EVET oyu verenlerin tüm bu olan bitenin baş sorumlusu olduğunu oldukça öfkeli bir üslupla yazması karşısında çok şaşırdım. Hükümete yakın görünmemek başka şey, referandumda EVET demiş milyonlarca insanın olanlardan sorumlu (hatta ‘suçlu’) olduğunu savunmak başka…
Referandum sürecinin ne kadar gergin geçtiğini, özellikle HAYIR cephesinin ne kadar öfkeli, hırçın olduğunu, AKP’li olmamasına rağmen EVET diyeceğini açıklayan solcu, laik, milliyetçi, Kürt aydınlara, sanatçılara vs. nasıl da ateş püskürdüğünü hatırlayalım. Bundan kimin sorumlu olduğu önemli değil. Fakat o insanlar referandumda oy verirken “AKP daha güçlensin, okullarda öğrencilerin belinde cop kırsın, kendi düzenin kursun” diye EVET demedi. AKP’li olmayıp da referandumda EVET oyu verenlerin ortak noktası; statükonun ve ordunun sivil irade üzerindeki baskısının kırılması, halkın önüne her zaman engel koymuş (ve bundan sonra da koyması muhtemel) kurumların kabuklarına çekilmesi arzusuydu. Bu oldu, olmadı, ters oldu, uygulanmadı ayrı mesele. “yetmez ama evet” sloganı altında tam demokrasi hedefiyle birleşmiş insanları referandumdan sonra ateşli bir muhalefete bürünmemekle suçlayabilirsiniz. Ki bu haklı da bir suçlama olur. Ama memleket semalarında uçan bir kuşun kanadından tüy düşse “aha! görün eserinizi Allah’ın belası aşağılık evetçiler! Sizin yüzünüzden memleket bok çukuruna döndü!” yaklaşımı nedir yahu? Referandumdan önce şanlı Türk polisi gösterilerde biber gazı sıkmak yerine gül suyu mu serpiyordu? Kafamıza cop geçirmek yerine omuzlarımıza masaj mı yapıyordu? Sucuk ekmek mi dağıtıyordu belki acıkmışızdır diye? Peki referandumdan HAYIR çıksa ne olacaktı? Öğrenciler yumurtayı siyasilerin kafasında değil de sahanda mı kıracaktı? Bir şeylere isyan ederek yürüyüşe geçmek istediklerinde yollarına gül mü dökülecekti?
Evet, Sırrı Süreyya’yı severim. Fakat büyük bir yanlış yapmıştır kendisi. Sosyalist kimliğini ifşa uğruna beysbol sopasını kafamıza patlatmıştır. Hiç gereği yoktu. Tek başlarına güçsüz kaldıkları için ‘ulusalcılık’ diye boktan bir kavram icat edip sabah akşam ortalığı bulandıran ırkçı ve anti-demokratik zihniyetin ağzına sakız vermiştir. Umarım hatasını anlar ve nedamet getirir. Onun gibi gözleriyle gülen vicdanlı bir adamdan beklediğim tek şey budur.



0 yorum:
Yorum Gönder