7 Mart 2011

Layla Murad

Layla Murad, Laila Mourad, Leyla Murat... Arap alfabesinden çevrilen her isimde olduğu gibi diğer dillerde onlarca farklı yansıması olabilen basit bir ad-soyad kombinasyonu... Kim bu kadın? Olayı ne ki hakkında bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim? Yazdıklarım herhangi birisi için herhangi bir anlam ifade eder mi? Yazdıklarım herhangi birisi için herhangi bir anlam ifade etmek zorunda mı? Mona Lisa tebessüm mü ediyor?

Müzik tutkumun coğrafyaları aşarak bakir topraklar keşfetme arzusuyla çıktığı yolculuklardan birinde Arap dünyasına dalmıştım. Üç sene filan oluyor. Ümmü Gülsüm'ün, Feyruz'un, Abdûlvahab'ın, Sabah Fahri'nin, Marcel Halif'in hüzünden hüzüne at koşturduğu bu dünyada sadece üç-dört şarkısına ulaşabildiğim bir kadın Leyla Murat. Türkçe kaynaklarda hakkında ekmek kırıntısı kadar bile bilgi yok. Kaba İngilizcemle anlayabileceğim kadar İngilizce kaynaklarda da bir numara yok. Arapça sonuçlarıysa hepten geç! Youtube'da yakaladığım sayılı videolarından tahmin yürüterek ulaştığım sonuçlar ise şöyle; Kendisi -muhtemelen- Mısır doğumlu bir aktrist. Yine muhtemelen 1940-1960 yılları arasında yaşadığı coğrafyanın popüler figürlerinden birisiyiş. Bizde 70'lerde patlayan bir akımın (başrolündeki şarkıcının şarkılarıyla akıp giden sinema filmleri) ilk temsilcilerinden biri olduğunu da söyleyebilirim. -Mısır'da yaşadığı varsayımından hareketle- çağının en büyük yıldızlarından biri olan Ümmü Gülsüm'ün gölgesinde kalmasından dolayı tarihe karışıp gitmiş bir sanatçı olduğu da söylenebilir. Falan filan...


Açık konuşmak gerekirse bunlar o kadar da ilgimi çeken şeyler değil. Dünyada sayısız sanatçı yaşadı/yaşıyor. Hepsini tanımak, hepsi hakkında bilgi sahibi olmak mümkün değil. Ama işte, Leyla ablam bir çatlak oluşturmuştu ilk dinlediğimde içimde. Öyle aman aman bir yorumu ya da sesi olduğundan değil; acayip, tarifi zor bir nostalji hissini göğsümün orta yerine koymayı başarabildiğinden. Bırakın beni, daha babam bile doğmamışken bir kadın yaşamış uzak coğrafyalarda. Filmler çekmiş, şarkılar söylemiş... bir hayat yaşamış! İyi ya da kötü, değerli ya da değersiz bir şeyler bırakmış ardında ama bıraktığı şeyler zamanın o karşı konulamaz akışında uzak köşeler dağılmış, yitip gitmişler. Aradan bir ömür geçtikten sonra ben çıkıp o tozlu köşelerde dolanmaya başlamışım. Ve bir gün o tozlu köşelerden birinde, çok eski tarihli bir takvim yaprağı, bir gazete sayfası bulmanın verdiği o garip keşfetme heyecanına benzer duyguları bana yaşatan bir kadın bulmuşum. Sesi, gırtlak nağmeleri inanılmaz değilmiş; söylediği şarkılar, girdiği kılıklar nefes kesmiyormuş. Gel gör ki, bulmuş seni, bulmuş ve bilimin sana asla sağlayamayacağı bir imkânı sağlayıp zamanda yolculuğa çıkarmış. Oralarda olma isteği uyandırmış içinde, o çağda yaşamak, o eski ve neşeli siyah beyaz filmlerin içinde bir kare olarak donup kalmak, tarihe karışmak ve biri tarafından keşfedilmek isteği...



0 yorum:

 

©2009 Litost | by TNB