24 Mayıs 2011

Biraz Oradan Biraz Buradan (Not Defterimden #4)

[Hızla yaklaşan nikâh, ev kurma hazırlıkları, yeni kurulan iş, resmi koşuşturmalar, sıcak-soğuk dengesi bozulmuş bir İstanbul’un eşlik ettiği bahar yorgunluğu, birazcık tembellik, gün içinde üç-dört defa değişen gündem, kulaklarıma işkence etmeye yemin etmiş iğrenç seçim otobüsleri ve daha nice bahanelerim var aylardan beri bozuk olan yazma düzenime. Evlenilince yerleşik düzene geçiliyormuş ama, öyle diyor eskiler. Yazı benim için su gibi, yemek gibi, uzak kalınca çok kilo verdim inanın. Beynim de kalemim de zayıfladı; avurtları çöktü klavyemin. “bunu da yaz” diye aldığım notlar, dergilerden, kitaplardan, filmlerden alıntılayıp kenara iliştirdiğim, bir yerde kullanırım dediğim edebi nitelik taşıyan cümleler, diyaloglar örümcek ağlarıyla kuşatıldı. Allah’tan raf ömürleri uzun! Falan filan. Ezcümle, bana Ramazan’a kadar izin verin. Sonra lav püskürtmeye başlayacağım. Şimdilik küllerle idare edin. Ayrı gayrı düşsek de Litost hep burada olacak, arada sırada yoklamayı ihmal etmeyin. Bu seferki notlarım öncekilerden farklı olarak daha kısa fakat sayıca daha çok oldular. İyi okumalar!]

> 1903 yılından itibaren ömrünü uçakları geliştirmeye adayan ve bu uğurda çok büyük mesafeler kat eden Alberto Santos-Dumont, tasarladığı uçakların savaşlarda birer ölüm makinesi olarak kullanılmasının vicdanında açtığı yaralara dayanamayarak hasta düşen, günden güne eriyen ve sonunda intihar eden bir güzel abimizmiş. İyi ki Birinci Dünya Savaşı'nı görmemiş. Toprağı bol olsun.

> Franz Kafka ölüm döşeğinde acılar içinde kıvranırken doktoruna şöyle demiş: “Eğer katil değilseniz, beni hemen öldürün!” Zihninden neler geçiyordu o an acaba…


> On birinci yüzyılın hemen başında Murasaki Şikibu tarafından kaleme alınmış olan Genji Monogatari’nin (Genji’nin Hikâyesi) dünya üzerinde yazılmış ilk roman olduğunu biliyor muydunuz?

> Totem yapa yapa üç tane gol attırdım Sivasspor’a ancak Fenerbahçe dört tane attığı için bir hükmü olmadı bunların. Trabzonsporlu olmak böyle bir şey işte; bir kızı yıllarca sevip de gidip bunu ona söyleyememek gibi. İçte hep bir ukde, bir âh… Yıllar sonra tutar bir başkasıyla evlenirsin, hayatın meşgalesi içinde kafanı kuma gömersin ama bir gece rüyana giriverir. İsmini sayıklarsın farkında olmadan. Eşin duyar, “kim o” der, “okul yıllarından bir arkadaş, hadi yat sen” dersin. Ezelden ebede platoniğiz sizin anlayacağınız.

> Bir sanatçı aklı başındayken ‘büyük’ olabilir. Ama dünya tarihine bakınca görüyorum ki ‘dahi’ olmak için kafayı kırmak gerekiyor. Neredeyse hiç istisnası yok bunun. Goya’nın elinden çıkan şu şeye bakın hele:


 > Bu kadar çok yönlü, dünya tarihine damga vurmuş, el atmadığı bilim dalı, gezmediği ülke kalmamış bir adamı neden duymamışı‘m/z’ bilmiyorum. 1769-1859 yılları arasında yaşamış olan Alman allâme Alexander von Humboldt Amerika kıtasını dolaşırken aldığı notların bir yerinde şunları söylemiş: Fransız, İngiliz ya da İspanyol, hangisi olduğu hiç fark etmez, insanın dünya üzerinde Avrupalı olmaktan böylesine utanacağı başka bir yer daha yoktur. Siyahlara hangi ulusun daha iyi davrandığını tartışmak, bıçaklanarak ölmekle kafası kesilerek ölmek arasında tercih yapmaya benziyor.

> Günümüz siyaset çöplüğüne dönüyorum ansızın… MHP’de patlak veren kaset skandalı ile ilgili birkaç diyeceğim var. Evvela şunu söyleyeyim, kendimi bildim bileli nefret ettiğim yegâne ideoloji milliyetçiliktir. Dünya üzerinde bu kadar içi boş, bu kadar kanlı, bu kadar gereksiz başka bir ideoloji var mıdır bilmem. Ülkem milliyetçilerinin (Türkçülük/Turancılık) söylemlerinden eksik etmedikleri İslam, ahlâk, ezan gibi şeylerle uzaktan yakından ilgileri olmadığını tespit ettiğimde henüz 17 yaşındaydım. Bunu kaset olaylarıyla bağdaştırmıyorum yalnız, bir durum olarak ortaya koyuyorum. Kasetlere gelirsek… Olan bitenlerin sorumluluğunu hükümete, Gülen cemaatine, ABD’ye, ilahi adalete, Aziz Yıldırım’a, Hürrem Sultan’a vs. yükleyebilirsiniz. Keyfinize kalmış. Ancak bu bile o kasetlerde görünen, memleketi idare etmeye talip olmuş şahısların nasıl birer pislik olduğunu örtmeye yetmez. Zaten bilinen şeylerin bu şekilde belgelenmesi çok da iyi oluyor, güzel oluyor tamam mı?!

> Karayip Korsanları serisinin son filmine gittim geçen gün. Önceki filmlere nazaran zayıf, o kadar da eğlendirmeyen bir film olmuş. Sinemada izlemeseniz de olur. Kara Sakal rolünde Al Pacino’nun oynadığı yönündeki yemlerime kimsenin atlamaması da hayal kırıklığıydı şahsım adına. Gerçi o kadar festival filmi, hayranı olduğum tonla yönetmen dururken bu filmi niye yazdım onu da bilmiyorum. Bir de Metroport’ta biletler her gün 6 TL ve koltukları inanılmaz derecede rahat, söylemeden geçmeyeyim.

> Senin ağzından çıkanın kulağının duyduğuyla aynı olma ihtimalinin ne kadan adi, ne kadan gudubet, ne kadan kötü olduğunun farkında olabilir misin diye sormak istiyorum ben şahsen!


1 yorum:

karaman dedi ki...

harbi kalite dizi yaa. ismaile Erdal abiye bayılıyom. iskender de çok komik

 

©2009 Litost | by TNB