Bir sabah uyandım. Böcek değildim. Adım Gregor değildi. Ben yine bendim ama ben değildim. Yattığımda otuz yaşındaydım, uyandığımda on dört. Ortaokul bitmiş, aylardan temmuz, on beş yıl önce taşındığımız evdeyim. Bir yıl daha bu evdeyim. Bu evi seviyorum. Taşınacağımız evi de seveceğim. Liseye gideceğim, ama sevmeyeceğim. Dur… Ben dün gece otuz yaşındaydım, şimdi neden on dördümdeyim?
Çabuk kabullendim her şeyi, çünkü yapabileceğim bir şey yoktu. Öyle yatmış, böyle kalkmıştım. Her şeyi sil baştan yaşayacaktım. Ama neden tanrım, neden önümdeki on altı yıl zihnimde taptaze duruyordu ki? Madem bir sabah uyandım ve adım da Gregor değil, madem kolum bacağım olması gerektiği gibi yerli yerinde, madem bir kere sokmuş bulundun beni bu derde, neden on altı yılı yeniden yaşıyordum? Hem ben isyankâr biri de değildim. Ergenlikten mi gelmeydi bu sinir, bilmezlikten mi?
Liseyi sevmiyordum. Yine de aynı liseye gittim. Onca yıldan sonra okul arkadaşlarımı hiç değişmemiş olarak görmenin merakından mı, yoksa bir ömrü iki defa yaşamak konusundaki tecrübesizliğimden mi bilmiyorum. Her hocanın huyunu suyunu biliyordum. Misal; ikinci sınıftayken tarihçi İbrahim hocadan güzel bir dayak yemiştim. Derste sakız çiğnedim diye. Aynı şeyler olacak mı diye denemek istediğimden değil ama canım çok çektiğinden gene sakız çiğnedim dersinde ve gene dayak yedim! Cennet adında bir kız vardı sınıfta. Çok güzel değildi ama güzeldi. Benim için çok ama çok güzeldi. Çünkü ben Cennet’e âşıktım. İki yıl, yani yirmi dört ay, yani yedi yüz otuz gün boyunca sürüp gitmişti de bu aşkım “bir” defa bile gidip konuşamamıştım. Gene konuşmadım! Bir defa adım Gregor değildi. Köklü değişiklikler için fazla basittim. Cennet bana çok güzeldi ama. İki yıl çabuk geçti.
Üniversite sınavını kazanamamıştım. Enteresan biçimde soruların büyük kısmı aklımdaydı. Yine de uğraşmak istemedim okulla mokulla, sınava girdim ve bir saat kadar heyecandan altına işemek üzere olan zavallı çocukları izledikten sonra çıktım. Sınavın bitmesini beklemeden sakallarım da çıkmaya başlamıştı benimle beraber. Yıllar sonra eski fotoğraflara baktığımda ne kadar berbat durduğunu görerek ekşi ekşi güldüğüm top sakalın aynısını bıraktım. Yakışıyordu çünkü! Aynı aptal beach pantolonlardan alıp aynı oduncu gömleklerini indiriyordum dolaptan kış yaklaştığında. Dünyanın gelmiş geçmiş en güzel bestelerinden biri olduğunu geç idrak ettiğim Air on the G String çaldığında bir yerlerde, “bu ne be bayık bayık” diyordum. Gene dedim!
Bir süpermarkette işe başladım. Çünkü on sekiz yıl önce de öyle yapmıştım. Söylediğimde hata yok sevgili arkadaşım, yeniden yaşadığım yılları da hesapla lütfen! Bu arada, konuyla pek alakası yok ama, Air on the G String’i yazmış olsaydım adım da Gregor olabilirdi. Çünkü beni yazacak bir Franz olabilirdi. Franz’a hayırlı ihanetler edecek bir Max olabilirdi. Süpermarketten de nefret ediyordum, konuya dönecek olursak. Eksik kalsın istemedim. Başka ne yapabilirim bilemedim. Düşündüm, taşındım, kafamı defalarca kaşıdım ama o boktan süpermarketten başka çalışacak bir yer gelmedi aklıma.
Bir akşam askere yollandım. Kimden, ne zaman, nerede, ne sebeple ve ne şekilde dayak yediysem aynılarını tekrar yedim. Korkarım bir daha askere gitsem bir daha aynı dayakları yerdim. O dayakları yemesem anlatacak bir şeyim olmazdı. Anlatacak bir şeyim olsaydı o dayakları tekrar yemezdim. Yaşadıklarımı gözümün önüne getirdikçe yaşayacaklarımın… pardon, “yeniden” yaşayacaklarımın yeniden inşasına girişirdim sonu gelmeyecek gibi görünen gecelerde. Neyin hayalini kurduysam gerçek olmadı. Tıpkı gerçekte olduğu gibi.
Askerden döndüm, aynı işlere girdim, aynı kızlara aşık oldum, aynı iyilikleri ve aynı kötülükleri yaptım, aynı şekilde sustum, aynı partilere oy verdim, sonucunu bildiğim maçların sonunda aynı şekilde kahroldum, saydım, sövdüm… Hiçbir şeyi, öyle böyle değil ama, “hiçbir” şeyi farklı yapmadım. Farklı yapmadığım için delicesine pişman olduğum şeyleri bile farklı yapmadım. Çünkü adım Gregor değildi. Toplamında ben olduğum hayatın elemanlarını değiştiremezdim. Ağzımdan bu itirafların döküldüğü şu anda bile o yılları yeniden yaşasam neyi farklı yapabileceğimi idrak edemiyorum.
Bir sabah uyandım. Böcek değildim. Adım Gregor değildi. Ben yine bendim. Otuzumu bitirmiş, otuz birimden gün almıştım. Aylardan temmuz, bir yıl önce taşındığım evdeyim. Bu evi seviyorum ama önceki oturduğum evi de seviyordum. Yarın yeni bir işe başlayacağım. Muhtemelen de nefret edeceğim. Fakat bu bir sorun değil. Çünkü ben Gregor değilim…

0 yorum:
Yorum Gönder