11 Ağustos 2011

Aksi Sözlük #1

Fikir:

“Bize adamın kendini değil, savunduğu fikri unutmamamız söylendi. Çünkü bir insan başarısız olabilir; Yakalanabilir, öldürülebilir ve unutulabilir. Ama bir fikir 400 yıl sonra bile dünyayı değiştirebilir. Fikirlerin gücüne doğrudan şahit oldum. İnsanların bir fikir uğruna birbirlerini öldürdüklerini, hayatlarını feda ettiklerini gördüm. Ama bir fikri öpemezsiniz. Ona dokunup sarılamazsınız. Fikirler kanamaz. Onlar acıyı hissedemez. Onlar sevemez…”

Özgürlük:

“Şehir kapılarında ve sıcak yuvanızda yere kapanıp, özgürlüğünüz için dua ettiğinizi gördüm; tıpkı, kölelerin kendilerini kılıçtan geçiren bir zorbanın önünde eğilmeleri ve onu övmeleri gibi… Sık sık, tapınağın korusunda ve kalenin gölgesinde, aranızda en özgür geçinenlerin, özgürlüklerini bir boyunduruk ve bir kelepçe gibi taşıdıklarını gördüm. Ve kalbim kanadı; çünkü ancak özgürlük arayışında hissettiğiniz derin arzu size gem vurduğunda ve özgürlükten bir amaç ve bir bütünleniş olarak bahsetmeyi terk ettiğinizde, gerçekten özgür olabilirsiniz. Siz, günleriniz endişesiz ve geceleriniz bir istek ve üzüntüden uzak olduğunda özgür olacaksınız.

Kerbela:

“Rivayet ehli der ki: Hasan ile Hüseyin'in sadakaları önceden verilmiştir. Dedeleri Hz. Muhammed, her ikisinin de doğumunda hazır bulunmuş, saçlarından bir tutam keserek ağırlığınca sadaka dağıtmış, kutsanmış duayı okuyup adlarını kulaklarına fısıldadıktan sonra, anneleri Fatıma'nın kucağına bırakmış. “Hasan benim oğlumdur, Hüseyin ise Ali'nin. Anne ve babalarıyla birlikte hepsi ehlibeytimdir; beni seven onları sevsin, onlara eziyet eden, bana eziyet etmiş sayılır” demiş. Baba Hz. Ali, her ikisine de savaş anlamına gelen ‘Harb’ ismini takmış ama dede Hz. Muhammed, güzel demek olan Hasan ile güzelcik manasındaki Hüseyin isimlerini tercih etmiş.

Militarizm:

“Cehennem… Biz sorgularda günlerce hiç kıpırdamadan tabutların içinde gözlerimiz bağlı dikine tutulduk. Falaka, elektrik verme, soğuk duş hepsini yaşadık. Sabahtan akşama işkence gördük, geceleri bir battaniye içinde koğuşun önüne bırakıldık. Meğer bunlar ne kadar demodeymiş. Biz esas vahşeti Diyarbakır Cezaevi’nde yaşadık. Hâlbuki yakalanmadan önce, işkencenin sorguda yapıldığını, cezaevine konulduktan sonra koğuşların rahat olduğunu sanıyorduk. Diyarbakır Cezaevi’nde ise sorgu işkencehanelerini özledik.”

Hatıra:

Henüz okula bile başlamamışken gittiğim kuran kursunun hocasının efsanevi boyutlardaki sopası, 99’ Metallica konserinde kafa sallarken yanlışlıkla az daha suratını dağıtıyor olduğum çocuğun giydiği tişört, kız kardeşlerimin doğumları, canımdan çok sevdiğim teyzemin beni yirmi üç yaşımdayken milletin içinde “bıcı bıcı” diyerek bir bebek gibi sevmesinin hissettirdiği tatlı utanç, yazdığım ilk hikâyeyi okuyan arkadaşımın suratında beliren sırıtış, efsanevi bakkal Cabir amcadan aldığımız karışık açık bisküvileri paylaşırken kardeşimle yaptığımız kavgalar ve benim her defasında onu bir şekilde kandırmam...



0 yorum:

 

©2009 Litost | by TNB