16 Ağustos 2011

Çocukluk Aşkımız Kürtler

Gene Somali’de insanlar açlıktan ölüyor. Gene İsrail Filistin’i vuruyor. Gene Suriye kendi halkı üzerinde katliam yapıyor. Ve gene bir şekilde bıçak kemiğimize dayanıyor. Sürekli aynı filmi gösteren bir sinema salonuna benziyor hayat. Haliyle hep aynı filmin eleştirisini yazıyoruz. Dün de, şimdi de, yarın da…

  __________________________________________________________

Son altmış-yetmiş yıllık cumhuriyet dönemini saymazsak, Türklerle Kürtler arasında herhangi bir zaman ve mekânda kayda değer bir çatışma, savaş ya da ayrılık yaşandığını hatırlamıyorum. Varsa ve tarih bunu yazmadıysa bilemem. Bildiğim kadarıyla birilerinin elinde şekillenmemiş olan tarih tarafsızdır, “Kürt diye bir şey yoktur” saçmalıklarından bağımsız olarak yaşar.

Milli Tarih” (ulusalcı camia bu tabirden nefret eder, çünkü kendilerinin iman ettiği kutsal bir değerdir) pek çok konuda olduğu gibi Türk-Kürt içerikli meselelerde de hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi ıslık çalan adamı oynamıştır yıllarca. Sanki hiç böyle bir ırk var olmamış da son otuz yıl içerisinde aniden ortaya çıkmış gibi aşağılık bir tavır sergilenmiştir. Bir zamanların emekli olduktan sonra dili çözülen pek sevgili paşalarına göre “dağlarda gezen Türklerin kara basarken çıkardığı ses”tir Kürt. “kart kurt kart kurt… Kürt!”. Daha bu insanların varlığını bile kabul etmeyen bir anlayışa otuz senedir sorunlarını çözdürmeye çalışarak ne kadar zeki olduğumuzu da cümle âleme gösteriyoruz ya, o da ayrı bir yazı konusu!

Dediğim gibi; resmi ya da değil, hiçbir tarihi kaynakta Kürtlerle aramızda cereyan eden çözümsüz bir mesele yok. Peki ne oldu da bizi birbirimize düşman etmeyi –kısmen de olsa- başardılar? Nasıl oldu da yüzlerce yıl boyunca beraber yaşamaları sorun olmayan bu halklar birbirinden böylesine koptular? Kim bize “Kürtler ayrı bir devlet kurmak istiyor. Buna müsaade etmemelisiniz!” derken diğer yandan Kürtlere “Türkler sizi aralarında yaşatmazlar. Kendi devletinizi kurmalısınız!” sözlerini sarf etmekten kaçınmayarak bu derin ayrılığın temellerini attı?

Bu sorulara muhtelif cevaplar verilebilir fakat bunun pek bir önemi yok. Plan kime ait olursa olsun onu uygulatmamak, uyanık olmak, karşı durmak bizim elimizdeydi her zaman. Üstelik hâlâ elimizde! Yapılması gereken tek şey eski bir fotoğrafı yeniden canlandırmak ve közlenmiş bir aşkı yeniden harlandırmaktır.

Aradığım eski fotoğraf üstat Uğur Yücel’in bir filminde karşıma çıkmıştı ilk kez; Yazı Tura’da. Hislerimi tam ve doğru olarak tanımlayan karşılık Şeytan Rıdvan’ın hikâyesiyle beynime kazındı. “Metafor denen kavramın bir piri varsa eğer, bu kesinlikle Uğur Yücel olmalıdır” diyecek kadar keskin biçimde üstelik.

*         *         *

Rıdvan, askerliğini yaptığı Bitlis’te bir mayına bastığı için sakat kalmıştır. Bir bacağıyla beraber sağlam olarak götürdüğü akıl sağlığını da orada bırakır. Fakat bunun nasıl gerçekleştiği, Kastamonulu Şeytan Rıdvan’ın nasıl mayına bastığı meçhuldür. Ve bir gün bir hikâye anlatır Rıdvan;

“Ortaokuldayken bir kıza âşıktım. Elif. Karşılıksız değil hem, o da bana aşıktı. Bitlisliydi Elif. Bir gün gözleri yaşlı yanıma geldi, ‘köyümüze dönüyoruz’ dedi, ‘babam buralarda yaşayamayacağımızı söylüyor. Biz köyümüze dönüyoruz’. Sonra da gittiler. Yıllar sonra askere gittiğimde Elif filan yoktu aklımda tabii. Dağda olduğumuz zifiri karanlık bir gece teröristlerden baskın yedik. Fakat gelen grup zayıftı. Biz üstün gelmeye başlayınca kaçtılar. Bir tanesi yaralıydı teröristlerin. Oldukça yakınımdaydı. Sürünerek kaçmaya çalışıyor, böyle bir şansı olmamasına rağmen inatla sürünmeye devam ediyordu. Beni fark ettiğinde döndü ve ateş etmeye başladı. Bende onu taradım. Artık sürünmüyordu. Sabah olduğunda cesetleri toplamaya başladık. Derken arkadaşlardan biri yanıma gelerek eski bir fotoğraf gösterdi ve “Rıdvan, bu sen misin” diye sordu. Fotoğrafı görünce şok oldum. Nerden bulduğunu sordum. Sürünerek kaçmaya çalışırken vurduğum teröristin üstünden çıkmış. Yanına gittim ve poşuyla kapanmış yüzünü açtım. Elif’ti…”

*         *         *

Keşke bizi ayıran ‘baba’larımız olmasaydı değil mi? Her şey çocukluğumuzdaki gibi okullu âşıklar tadında kalsaydı… Şunu kafamıza kazıyalım: Kürtler ve Türkler birbirlerinin çocukluk aşkıdır! Ne oldu, nasıl olduysa, artık ayrıyız. Ve bir zamanlar âşık olduğumuzu bile hatırlamadan karanlığa ateş etmeye devam ediyoruz. Sürünen gölgelerden bile korkuyor, yakıp yıkıyoruz. İnşallah hiç kimse günün birinde elinde bir fotoğrafla “bu sen misin” diye gelmez yanımıza. İnşallah vakit hiçbir zaman o kadar geç olmaz.


2 yorum:

Adsız dedi ki...

bu fotoğraf dilmen'in fotoğrafı mı?

Turgay Bakırtaş dedi ki...

Hayır, değil :) "Dilmen" diyerek Rıdvan Dilmen'i kastediyorsunuz belli ki, fakat filmdeki karakterin onunla alakası yok. Fotoğrafın da filmle alakası yok!

 

©2009 Litost | by TNB