19 Ağustos 2011

Ölelim Öldürelim, Dünya Kimseye Kalmasın

İşkence yapmaktan zevk almak, insanları kesmek-biçmek, kafalarına bir kurşun sıkmak ya da daha acılı ölümlere sevk etmek ilk bakışta hayvani bir vicdansızlık gibi görünmesine karşın insanoğlunun nelere dönüşebileceği göz önüne alındığında çok da şaşırılmaması gereken bir durumdur. Hiç kimse anasının karnından alnına “ben bir celladım” (ya da Stanley Kubrick klasiği Full Metal Jacket’ta olduğu gibi “born to kill”) yazılı olarak doğmuyor.

Neden bilmem, bilim dünyası şunu hep es geçmiştir; dünya üzerinde en çok bağımlılık yaratan madde kandır. Nikotin, eroin, alkol, gıda ürünleri vs. hep boş işler. Kana alışmış bir insanın sahip olduğu potansiyel tehlike başka bir canlıda görülemez. Vahşi bir hayvan sadece midesinin açlığını gidermek için avlanır, kan döker. Fakat bir insan için ‘insan kanı’; fizyolojik bağımlılığın çok ötesinde, onun ruhuna sinen ve vicdanının kalan kırıntılarını da emip yok edecek denli benzersiz bir bağımlılık yaratır. Bir kez kan dökmeye başlayan insan için geri dönüş yoktur artık. Sadece etkisiz hale getirme/durdurma vardır. Fakat hiçbir önlem onun kan açlığını ortadan kaldıramaz.

Faşizm denilen olgu işte bu bahsini ettiğim kan bağımlılığından kaynaklanan, tedavisi namümkün bir hastalık, çaresiz bir illettir. Siyaset üstü bir olgudur. Kime çalıştığına bakmaksızın, kanın tadına bir kez varmış ve vicdanının kontrol bölgesinden fersahlarca uzaklaşmış insanoğlunun hizmetindedir artık. Meşhur Fransız devrimini hatırlayın. Son derece haklı başlayan bir devrim gerçekleştikten sonra bile ülkeyi kana boyamaya devam etmiş, sosyal adalet için başkaldıranlar kanın o karşı koyulamaz büyüsüne kapıldıktan sonra kendilerini frenlemekte büyük zorluklar çekmişlerdi. Ya da Osmanlı döneminin isyanlarını inceleyin. Hepsi birbirine benzer. Düzene isyan eden ve artık ne olacaksa olsun diyen gözünü karartmış kitlelerin bir kez kan dökmeye başladıktan sonra çıkış noktalarından saparak nasıl da vahşi birer hayvana dönüştükleri ve bir süre sonra adalet isteyen asiler değil, can alan vahşiler haline geldikleri ortadadır.


İşte tüm bu olan bitenin arkasında duran tek bir şey var; güç duygusu. Bir insan öldürdüğü birinden daha güçlüdür inancı. Ve bir başkasının hayatına devam edip etmemesi için karar verme iradesi. Bir başka deyişle tanrıcılık oynamak… diğer insanlar üzerinde mutlak bir tasarruf sahibi olmak için yegane yöntem onların kanını gözünü bile kırpmadan dökebilecek ‘güç’ sahibi olmaktan geçiyor. Faşizm budur işte; kan dökebilme gücü! Faşist olmadığını ya da bir insanın hayatına kast edemeyeceğini söyleyen insan henüz o gücü avuçlarında hissetmemiş olan insandır. Aksini iddia edebilmek için o tanrısal güce sahip olduğu halde ondan feragat etmek gerekir. Ancak bu feragati gösterecek vicdan sahiplerinin oranı ne kadar yüksek olursa olsun karşılarında her zaman güce sahip olmak için ruhlarını ve vicdanlarını satanlar olacaktır. Yani benim güzel kardeşlerim; “her toplumun görev bekleyen faşistleri vardır”.
.

0 yorum:

 

©2009 Litost | by TNB