22 Eylül 2011

Ertuğrul Özkök'e Dekolte Bir Cevap

[Sözlerime başlamadan evvel, Ertuğrul Özkök’ü adam yerine koyup böyle bir yazı kaleme almaya karar verdiğim için kendime kızdığımı; fakat söylenenlerin ağırlığı karşısında bir şeyler söylenmesi gerektiği için de kendimi tutmaya gerek görmediğimi özellikle belirtmek isterim. Adını zikrederek bile ağzımı kirlettiğim bu yarasa kalpli adamın elindeki medya gücüyle zihinlerimize tecavüz etmeye devam etmesi katlanılır gibi değil. Katlanma gibi bir niyetim de yok zaten. İzninizle gözlerimi yumuyor, ağzımı açıyorum.]

Şimdi efendim, mevzu şu: Tuna Kiremitçi isimli şahıs (kendisine sardırmış değilim ama sürekli bir şekilde karşıma çıkıyor gamzehânımız) Esra Elönü’ye “neden dizilerde türbanlı karakterler yok” diye soruvermiş. Esracığım da “reytingimiz yok aabi yea” diye cevaplamış. Kiremitçi daha sonra “sizi azize olarak gören kafalarla hesaplaşmadınız da ondan” demiş. (Bak Allah’ın işine ya, ulan on senedir boşuna cevap arıyormuşum bu sorulara, meğer tüm sorun türbanlılardaymış!)

Kiremitçi’nin bu yorumu yarasa kalpli Özkök’ü kesmemiş. Dahası “ürkek ve yetersiz” bulmuş. Daha ciddi sorular sorulmalıymış ona göre. Şöyle ki; 

Yıllar boyunca, türban bizlere ne olarak sunuldu?
İnancın, dürüstlüğün, ahlakın timsali olarak. Oysa herkesin çok iyi bildiği bir sır vardı: Başa türban geçirilince insan karakterindeki “insani şeyler” öyle hiç de değişmiyor.
Gerçek öyle de; fotoğrafın arabında durum farklı. Sadece erkek değil, kadın da kendisinin veya başkalarının yarattığı bu klişenin, bu “azize ikonasının” esiri haline geldi.
Cesaretiniz var mı? Varsa, hadi gelin şöyle küçük bir azize testi yapalım.
Ama uyarıyorum. Cesaretiniz yoksa bırakın tabu olarak kalsın.
Dizilerde tecavüze uğramış türbanlı kadın da görmeye hazır mısınız?
Dizilerde kocasını aldatan türbanlı kadın da seyretmeye hazır mısınız?
Dizilerde sevdiği erkekle öpüşen türbanlı kadın da seyretmeye hazır mısınız?
Dizilerde kötü, cinayet işleyen, hırsızlık yapan, arkadaşlarına kazık atan, gelinini arkadan bıçaklayan türbanlı kadın da seyretmeye hazır mısınız?



Şuradan başlayayım, zamanın birinde bu konuda etraflıca yazmıştım, sinemamızda ve televizyonumuzda başörtülü karakter diye bir şey olmadı. Hiç olmadı. Binlerce film, dizi, skeç vs. çekildi, ‘çileli analar’ ve ‘cahil hizmetçiler’ haricinde bir tek kadın başörtüsü takmadı. Geçtim kadınları, erkeklerin bile dinle ilişkisi yoktur bu endüstri içinde. Siz hiç Cüneyt Arkın’ın ağzından “selamûn aleyküm” çıktığını gördünüz mü? Kadir İnanır kaç defa Cuma namazı kılmaya camiye gitmiştir? Kemal Sunal’ın oynadığı yüzlerce filmin içinde sakalları birbirine geçmemiş, suratı çirkin olmayan, yobazlığı gözümüze sokulmamış bir tane dahi imam var mı? Hangi filmde “hacı” sıfatıyla anılan ‘ev sahibi’ paragöz bir şerefsizin önde gideni değildir ve “hacı fışfış” diye dalga geçilmemiştir? Özkök o soruları sorarken bu soruları aklına getirmemiştir elbette. Amerikan sineması yıllarca din adamı rollerinde –iyi olsun kötü olsun- nice büyük aktörü oynatmıştır. Gel gör ki biz bir kez bile Şener Şen’i müftü rolünde izlemedik. Tarık Akan ya da Kartal Tibet asla bir köy imamı olarak çıkmadılar karşımıza. Ediz Hun bir dervişi canlandırmadı.

Böyle olması kimin tercihiydi peki? Ortada “zaten kadınlar azize olmuş, bari erkekleri aziz mertebesine ulaştırmayalım” diye yapılmış bilinçli bir tercih olmayacağına göre, apaçık bir din düşmanlığı vardı. Milyonların sevgilisi Cüneyt Arkın’ın popüler bir filmde abdest alışını, namaz kılışını gören halk ertesi hafta şeriat düzeni mi isterdi acaba?!

Yerleşik medya düzeninin o pis ve çirkin yüzünü temsil eden Özkök bu duruma karşılık aşağı yukarı şunu söylüyor; madem size yer vereceğiz, o zaman istediğimizi yaparız! Sokarız, çıkarırız, asarız, keseriz! Özkök bunu isterken kendilerine yapışmış kötü etiketlerin neden türbanlılara da yapıştırılmadığından şikâyet ediyor. Mesela şunu demiyor, “bundan sonra dizilerde tecavüz, seks, cinayet sahneleri olmasın”. Bunun yerine, “düzen devam etsin ama türbanlılar da şerefsizin önde gideni olsun” diyor!

Seneler boyunca Doğan medyasının bir numaralı ismi olarak önümüze milyonlarca ton “kadın eti” sermiş tüccarın isyanına bakın hele… Ulan keçe surat, o kadınlara o etiketleri vuran biz miydik de şimdi kalkıp kendi kendimizi o pis sıfatlarla anmamızı buyuruyorsun? Yıllardır sizin müzik kanallarınızdan seks, çıplaklık akıyor. Türbanlılar mı çekti o klipleri? Türbanlılar mıydı sizin götten memeden geçilmeyen magazin sayfalarınızın, hafta sonu eklerinizin, dergilerinizin editörleri? Bin bir geceli, Fatmagül’lü, entrika içinde yüzen ve mümkünse bir şey giymeyen liseli kızlarla dolu dizilerinizin senaristleri türbanlılar mıydı? Biz mi size vurduk o etiketleri de şimdi kalkıp “yahu biz de az şerefsiz değiliz ha, bakın, ehu ehu” diye günah çıkaralım?

Birilerinin seneler boyunca yediği bokları temizlemek için başkalarının kirliliğine sarılmaya çalışmasındaki alçaklığa benim diyen mide dayanmaz. Yoksa kimse başörtüsü takan bir kadının günah işlemeyeceğini, kocasını aldatmayacağını, cinayet tasarlamayacağını iddia etmiyor, etmedi de. İnsansak şayet, her türlü çirkinliği yapabilecek donanımımız doğuştan var demektir. Buna kimsenin itirazı yok. Lakin bunu televizyon ekranlarından sizin o pespaye, o alçak üslubunuzla hikâye edecek de değiliz!

Mevzu ile alakalı bir diğer garabet de konuyu tartışan tarafların isimleri. Hadi o tarafı anladım, Tuna Kiremitçi, Ayşe Arman, Ertuğrul Özkök gibileri kendi çirkinliklerinin mimarı konumundaki isimlerden oluşuyorlar. Ya bu taraf? Niye ısrarla Esra Elönü ve benzerleri? Mesela –atıyorum- neden Sibel Eraslan değil? Neden Yıldız Ramazanoğlu ya da Cihan Aktaş değil? Aptal olmadıkları, bir şekilde lafı ağzınıza tıkabilecek kadar donanımlı ve konuşmayı bilen isimler oldukları için mi? Ayşe Arman (Bkz: Ayşe Arman’la Sevgi Namazı) ya da Tuna Kiremitçi ne diye başörtülü arkadaş kontenjanlarını hoppa isimlerle dolduruyor acaba? (Sorularımız retoriktir abiler, cevap arıyor değilim).

Daha yazacak çok şey var ama biliyorum ki bu kafalara tek kelime bile işlemeyecek. Uzatarak boşa yoracağım kendimi. Allah hepsini ıslah etsin. Yok eğer etmezse de kendi bataklıklarında boğulsunlar inşallah!
.

8 yorum:

Adsız dedi ki...

saçmalamışsın, alakaya maydonoz bir yazı olmuş.

Turgay Bakırtaş dedi ki...

Nesli tükenen ahşap oyma ustalarından bahsetmediğime eminim. "Saçmaladığım" sizin yorumunuzdur ancak "alakasızlık" nerede acep?

Adsız dedi ki...

esra elönü gibi ucubeleri getirip şu ilk yorumu okutacaksın.bak diyeceksin nasıl da bizi yok sayıyorlar, bizim ciddiyetimizi nasıl da sulandırıyorlar,eleştirisine iki gerekçe ekleme zahmetinde bile bulunmuyorlar. ama haklı olduklarını sandiklarında nasıl da canlı yayından- başyazıdan bağırıyorlar. sense gidip bu insanlara meşruluk katıyorsun.niçin? ucuz bir şantaj için. 'ne yapalım benim gibi bir entellektüel dehayı hazmedemiyorsanız, size kambur olmak istemem. zaten öteki mahalleyle iyi anlaşabiliyorum isterseniz...' diyebilmek için.'28 şubatta sizi de gördük'diyebilmek için.'zaten sizin yüzünüzden yokluk çekiyoruz,ilim-irfan-kariyerden oluyoruz bari iç dünyamıza karışmayın'diyebilmek için.

Enes Yalçın dedi ki...

Cüneyt Arkın "küffara karşı kılıç salladığı" filmlerde namaz kılardı arada. Hatta namaz kılarken onu öldürmeye gelen (annesini filan da olabilir) gavurlar olunca namazı bozmuyordu filan diye hatırlıyorum, ne kadar doğru bilmiyorum. Şimdilerde de "Batı'nın islam düşmanlığı" karşısında Posta gazetesinin bile manşetten "gaza" ettiği gibi, mesele küffar olunca bizim Cüneyt Abi Bizans prensesini evinin kadını yapıp adını da Emine yaparken, arada iki rekat namaz kılması da pek gerici bulunmamış, folklorik değerlerimiz arasında addedelim demiş olabilirler.

Kemal Sunal filmlerinden birinde de (romatizmasından dolayı yağmur yağacağını bildiği film) sakalları karışık kötü bakışlı hocanın peşine takılmayan kişilerden biri de köyün imamıydı diye hatırlıyorum. Böyle imamlar da var, diyanet imamları çok şeker, o kötü-hurafeci hocalara kaptırmayın gönlünüzü demek için herhalde.

ilahikayra dedi ki...

söze başlarken ifade etmeliyim ki kendine kızma.zira mezkur zatı, adam yerine koymak bir yana adamlığının derekesinin hususiyetle altının çizilmesi gerekir. adamlığın olmazsa olmazıdır;"her hak sahibine hakkını tevdi etmek". senin yaptığında bundan ibaret.
güç ne tuhaf bir şey. gülünç...
dere tenha olunca tilki bey oluyor.şu ifadeye bakın Hak namına.
"Yıllar boyunca, türban bizlere ne olarak sunuldu?"
kendi ifadesiyle faili meçhul bir eylemin algısında açtığı çatlağın faturasını nasılda "müslüman kadın" çatısında etken kılıyor. söyleyecek söz çok hülasa geçelim.
hakkını tevdi et ya Kahhar.

Adsız dedi ki...

Bir düzeltme yapmalıyım. Tuna Kiremitçi köşesinde bir yazı yayımladı ve Esra Elönü de kendisini başörtülülerin baş savunucusu addettiğinden cevap verdi. İlk etapta hedef alınan Esra Elönü değildi anlayacağınız. Esra Hanım polemik yazarımız olduğundan atlama ihtiyacı hissetmiş olmalı.
Bir ikincisi Gerçek Hayat dergisi de bu konuda bir soruşturma yapmış. Afet Ilgaz'dan Cihan Aktaş'a pek çok isme sormuşlar konu hakkındaki görüşlerini. Merak edenler bakabilir.

Esra dedi ki...

Başka bir açıdan bakarsak zaten başörtüsü o Ertuğrul Özkök denen herifin istediği pisliklerin oluşmaması için Allah tarafından istenen bir emir. Yoksa başörtüsü bu gerzek herifin gördüğü cinsten bir aksesuar değil. Bir kadın başörtüsü takıyorsa tabi ki zina yapmayacak, yapanı olursa da tv'de sergileyip meşrulaştırmıcaz tabi ki. Ama adamın derdi başka... İstiyor ki zina, tecavüz her türlü sapıklık yayılsın. Son sözünüze aynen katılıyorum "kendi pisliklerinde boğulsunlar inşallah"

Ertuğrul Yıldırım dedi ki...

Ben Özkök'ün bahsettiği türden öykülere hazırım.. Bunu da türbanlı kadınları parçalamak, haklarında ıslak rüyalar görmek için istemiyorum.. Tek istediğim onları anlamak.. Kırılmayı nerde ne zaman yaşıyorlar.. Çelişkiyi nasıl izah ediyorlar.. Savunmaları ne?

Zina eden türbanlıyı geçtim, uyuşturucu satan kimya öğretmenlerinin öyküleri anlatılıyor televizyonda.. Ve ben bu karakterleri izlediğimde, ihtirasları benimkilerine benziyor mu, kırılmaya ne denli yakınım, aşırılık başıma ne işler açabilir kestirebiliyorum..

Yani türbanlı memesi görmek değil amaç ama el yordamıyla çıkış arayan türbanlı kızlara bir manzara sunmak, ilham vermek adına anlatılabilir bu öyküler..

Zaten bugüne dek işin ehli islamcıların bunu denememesi kabahat...

 

©2009 Litost | by TNB