14 Eylül 2011

Lethologica

Bu yazının başlığını çok aradım. Gerçekten çok aradım, şaka yapmıyorum. Hayatım boyunca (muhtemelen sizin de öyle) sıkça karşılaştığım bir durumun tıp dilindeki karşılığıdır bu terim. Bir kelimenin anlamını bulmak kolay ama bir anlamın hangi kelimeye karşılık geldiğini bulmak zor olabiliyor. Yine de Google sağolsun. İnatla araştırdığınız her şeyi önünüze seriyor.

Bu terimin [lethologica] anlamı şu; düşünürken, kendi kendinize ya da birileriyle konuşurken, çok iyi bildiğiniz bir ismi/kelimeyi kısa süreliğine hatırlayamamak hâli. Amiyane tabirle; dilinizin ucuna gelen şeyin bir türlü kendini dışarı atamaması durumu. Delirtici, kendinizi fazla zorlarsanız ciddi anlamda rahatsız edici bir durum. Tıpkı çok sıkışıp da işeyememek, feci kaşınan bir yerinize uzanamamak gibi!


Geçenlerde gazetelere göz gezdirirken Pelin Batu’nun bir resmini görmem ve yaklaşık on beş dakika ismini hatırlayamamamla birlikte tekrardan aklıma düştü bu konu. Üstelik geçtiğimiz hafta bir dost meclisinde daha fenası gelmişti başıma. Laf nereden geldi hatırlamıyorum, Güven Kıraç’tan bahsetmem gerekti. Gel gör ki adamın tüm kariyerini ortaya dökmeme rağmen ismi çıkmadı bir türlü ağzımdan. İşin daha da ilginci ise bu garip unutkanlık halinin bulaşıcı olması! Benden başka dört kişi var ve ben “Ya adam Duvara Karşı filminde Birol Ünel’in arkadaşıydı… Gönül Yarası’nda Şener Şen’in oğlu rolündeydi… Lan oğlum Takva’da şeyhin yardımcısıydı hani… Kel var ya abi? CNN TÜRK’te Beyaz’la beraber program yapmışlardı bir dönem, Yeni Sinemacılar grubundan, Behzat Ç., Masumiyet...” gibisinden nice ipucuyla adamın şeceresini dökerken herkesin benim gibi zihinsel kilitlenme yaşaması garipti. Garip dedim demesine de, bu olayın çok daha beteri seneler önce yine benim başıma gelmişti. Bu rahatsızlığın bireysellikten çıkıp örgütlü bir çalışma yöntemi izlemesine, geçmişteki bu olayı hatırladıktan sonra iyice emin oldum.


Zamanın birinde, hep olduğu gibi, içeriğini hatırlamadığım gereksiz konuşmalarımız dönmüş dolaşmış ve o meşum noktada bağlanmıştı... 

Her şey benim “eee abi, Amerika’yı yeniden keşfetmenin âlemi yok” dememle başladı. Kısa bir sessizlik. Ardından arkadaşım son derece sakin bir tavırla şu soruyu sordu: “Amerika’yı kim keşfetmişti lan?”

- Nasıl kim lan? (tam bu anda lethologica bana da bulaşıyor ve bir umut vakit kazanmaya çalışıyorum) Oha oğlum! bilmiyor musun harbiden?
- Abi biliyorum da… Kimdi ya hakikaten?
- (Çok geç, ben de yakalanıyorum pençeye) Hımmm… Abi ben de unuttum iyi mi?!
- Ahaha, bunu nasıl bilmeyiz ya?
- Kristof'lu bi şeydi lan.
- Hah! Soyadı neydi namussuzun?

Çıkmadı kardeşlerim o soyadı. Bir “Colomb” diyemedi iki civanmert. “–er Lambert” dedik, “Daum” dedik, bir tek “Colomb” diyemedik. İşin fenası tanıdık kimse de yoktu etrafta ve biz başkasına sorup rezil olmak istemiyorduk. Ne var ki çektiğimiz ıstırap dayanılacak gibi değildi. Sonunda gözümü karartıp amcamı aradım. Ki genel kültür söz konusu olduğunda aranacak en son kişiydi belki. Aramız iyiydi yalnız, başkasını arayıp rezil olamazdım. Velhasıl-ı kelam, canım amcam fazla soru sormadan “Colomb”u suratımın ortasına yapıştırıp bana tadılmamış zevkler diyarında bir tur armağan etmişti.

*     *     *

Bu zevkin benzerini çok az şey yaşatabilir diye düşünüyorum. Yaşamayan bilmez, yaşayan unutmaz. O gün sabaha kadar yatağında “Colomb… oğhşş…” diye dönüp durana sorun siz onu!
.

3 yorum:

Enes Yalçın dedi ki...

Bir de bir kelimenin akla gelmemesi ve 75 km uzaktaki kütüphanemde bulunan kitabın ilk sayfalarından birinin ikinci satırında bu kelimenin masumca durduğunu bilmek! 2 gün boyunca düşünmek, düşünmek düşünmek!

Adsız dedi ki...

Bir zamanlar anadolu'da doktorun okuduğu şiirin kime ait olduğunu hatırlayabilecek misin?ya da şiirden 1-2 mısra?
-ebru

Turgay Bakırtaş dedi ki...

Filmi izlerken şiirden etkilendiğimi hatırlıyorum ama sonrasında aklımdan uçup gitmiş niyeyse. Yorumu görünce aklıma geldi benim de. Araştırıyorum, bulursam yazarım :)

 

©2009 Litost | by TNB