Olan bitene dair yazdığım yazının ardından daha önce yazdığım bin tanesine almadığım kadar çok –olumlu ve olumsuz- tepki aldım. Özünde söylediğim şey, ki en çok tepki gören fikir aynı zamanda, Ece Temelkuran, Murat Menteş, Tuna Kiremitçi gibi “oyuncuların” devrimci, özgürlük savaşçısı gibi pozlara girerek rol kesmeleriydi. Sahte bulduğum ve asla inanmadığım bu hareketlerin ardından gelen tepkilere karşı nasıl vıcık vıcık bir dayanışma içine girdiklerini hatırlarsınız. Murat Menteş’in Ece’sini neredeyse dünyanın gelmiş geçmiş en büyük yazarı ilan etmesi mi kalmadı, İhsan Eliaçık’ın Nuray Mert’i balon gibi şişirerek havalara uçurduğunu mu görmedik, Afili Filintalar’ın birkaç vicdanlı kaleminin rahatsızlıklarına rağmen çenelerini kapatıp oturmaları mı yaşanmadı?
Olan şey belliydi, aslında kendilerinin her gün içinde olduğu bir bataklığa “Müslüman” etiketli kimselerin de el atışından rahatsızdılar ve bu işi “dinde reform” yapma gayretinde olanların kuyruklarına takılarak halledebileceklerini düşündüler. Hataları şuydu ki, günahkâr bir Müslüman ile bizatihi İslam dini çok ayrı kavramlardır. Yanlış yere, yanlış zamanda, yanlış biçimde saldırdılar!
Üslubumun “iğrençliğinden” dem vuranlar şimdi bu yazıyı okuyor mu bilmiyorum ama merak ediyorum; daha aradan bir ay bile geçmeden yüzlerden düşen maskeleri görüyorlar mı? Kendi elleriyle yazdıkları yazılarla ne mal olduklarını ortaya koyan bu isimleri hâlâ “ama çok iyi roman yazıyorlar yea!” diyerek savunabiliyorlar mı?
Menteş’in Temelkuran ve Mert için yazdığı destek yazısının insanı kusturacak denli yoğun bir işgüzarlık temeline oturtulmuş olmasından hemen sonra kendisinin Fatih Belediyesinden birkaç sempozyum/panel için istediği ücreti öğrendiğimde kendisinin ağzından çıkan “Ramazan insanı sarsmalı” sözü gerçek anlamını bulmuştu. Garip gureba edebiyatı yapan İhsan Eliaçık’ın Twitter üzerinden ilmi irfanı bir kenara bırakıp “salakların oy vererek iktidara taşıdığı parti” basitliğine kadar düşmesi, Nuray Mert’in biz “beyinsiz Müslümanlardan” çok daha üstün bir konumda bulunduğu fetvasını vermesiyle “Kenz! Kenz!” çığlıkları atması arasındaki bağlantıyı kurunca elektrik bekleyen ampuller yanmıştı. O televizyon senin bu barış konferansı benim dolaşıp duran Nuray Mert’in her bir “çok acayip muhalif ve ölümüne öfkeli” konuşması için kaç para aldığını biliyor olmakla hazretin “devrimci” karakteri arasında ilişki kurmak kafamdaki devrelerin bir bölümünü yakmıştı. Ve şimdi de Ece Temelkuran…
Vicdan kraliçemiz Tunus’tan kaleme aldığı son yazısında kendisinin bir ayakkabıya verdiği parayla bir ay çalışan, sosyal güvencesi olmayan hizmetçisi Tülay’ın neden isyan etmediğini merak ederek Marx çözümlemesine girişmiş! [Yazıda ara ara göze sokulan “iğrenç Araplar” göndermelerine girmiyorum bile, girersem çıkamam çünkü]. “Bahçedeki domatesler” tabirinden anlaşılan o ki, Ece hanım müstakil bir evde, muhtemelen bir villada yaşıyor. Çok vicdanlı, Menteş’inin bir tanesi, hızlı devrimci ve müthiş gazeteci ablamız bir de asgari ücretle, sigortasız olarak hizmetçi çalıştırıyor. [Yine yazıdan anladığım kadarıyla hizmetçisini bir çeşit deney hayvanı olarak da kullanıyor]. Benim gördüğüm bu gerçekleri İhsan Eliaçık da görüyordur elbette, acaba zengin Müslüman protestolarında yanında görmekten “keyif alacağı” bu ve benzeri isimlere de bu kadar mal-mülk sahibi olmaları hasebiyle öfkeli nutuklar atıyor mudur?
Elbette atmıyordur. Bu yüzden ki bu insanlar midemi bulandırıyorlar. Birbirlerinin organik gıdalarını yalamak üzerine kurulmuş dünyalarında al takke ver külah süregiden yaşamlarından dolayı zerre kadar değer vermiyorum hiçbirine. Halkla ilişkisi “trafikte karşılaştığım türbanlı şoför, evimdeki hizmetçi Tülay”dan öteye gidemeyenlerin ‘insan sevgisine’ bu yüzden delirmiş gibi gülüyorum. Allah bana akıl sağlığı, bunlara da hidayet ihsan eylesin. Amin.
.

5 yorum:
Yazdıklarınızın altına imzamı aynen atıyorum Turgay bey...
Ece Temelkuran ve Nuray Mert gibi sözüm ona vicdanlı ve sinirli "ablalar" olsa olsa Perihan mağden'in deyimiyle "vijdan kuaförü" olabilirler en çok.
Tek dertleri son derece "duygusal" heyecanlarla cepleirne indirecekleri paralar olan bu insanların, bu derece kümelenip takım halinde birbirini yıkaması yağlaması, övmesi, vıcık vıcık "dayanışması" doğrusu "gören göz"e çok batıyor. Görmeyenler ise kuma gömmeye devam ediyorlar kafalarını; koca kıçları dışarda kalmışken hem de...
[birisi]
iyi bir eleştiri getirmişsiniz. ağzınıza sağlık.
harika bir yazı. Menteş'in sahteliğini şiirlerinde gördüümü herkese anlattıkça ama çok iyi yazıyor yea diyorlardı. Her alanda bilgisi olan bu zevatın bu organizasyonlarda sahte olduğunu tam da aramızda konuşurken nasıl da iyi geldi bu yazı! Harika!
eyvallah kartalizma
Murat Menteş'i Gerçek Hayat'tan beri takip ederim. Bu Ramazan'a kadar sevdiğim bi adamdı. Fakat bu Ramazan bir TeVe kanalında hiç sebepsiz bir anda atar yapması, etrafındakiler tarafından sakinleştirilememesi filan acaip derecede şov olarak göründü bana. Oraya tatlı tatlı muhabbet etmeye gelmiş adamlar ama bizimki çok sıkı devrimci ya bir anda adaletsizlere patlayıverdi nereden estiyse, devreleri yaktı ekranda. Sonra Mert ve Temelkuran'a yağ çektiği o gereksiiz yazı. Neymiş ablalar ölüm tehdidi alıyormuş. Oldu sen kadınları yağlayıp ballayınca herşey düzelecekti zaten. Sonra Menteş'in konuk olduğu "tartışma programı". Bence daha çok tartışma programına çıkmalı, az bile.
Bir de en çok şuna takıldım. Yıllarca centilmenlikten, asaletten, zerafetten, bilgelikten dem vuran adam twitterda çok asil bir laf etti; kim neresinden dinlerse laf orasına girermiş!!! Eh sokmalı girmeli laflarla centilmenliğini ispatlamış oldu böylece. Meğer abi centilmen filan değilmiş, bunca senedir centilmen pozu kesiyormuş. Artık o gözlükleriyle dilediği mecrada dilediği pozu verebilir...
Yorum Gönder