(Neden Turgay Bakırtaş? Çünkü Türkiye’nin
çalkantılı edebiyat dünyasında popülerliğin kaliteyi gölgelediği, nicelik ve nitelik
kavramlarının birbirine girdiği bir ortamda romanlarıyla şaşkınlık yaratan ve
kısa sürede dev bir hayran kitlesi oluşturan yazarın sırrını merak ettik.
Kullandığı özgün dil ve muhteşem kurgu oyunlarıyla okurunu içinden çıkmak
istemeyeceği bir karnavala davet eden Turgay Bakırtaş aslında kimdir, ne yer ne
içer, kimleri okur, bu kadar güzel pasta yapmayı nereden öğrenmiş olabilir? Daha
şimdiden adı Proust, Steinbeck, Kazancakis, Bulgakov gibi dev yazarlarla
birlikte anılan Bakırtaş’ın dünyasının kapılarını
sizin için araladık.)
* *
*
Evvela şuradan başlayalım, kendinizi
tam olarak ne şekilde sıfatlandırıyorsunuz?
Erol Köse twit
atar, Rasim Ozan yorum yapar ve ben roman yazarım.
Vaoov! Oldukça iddialı bir tanım oldu
bu.
(Gülerek) Pek
öyle sayılmaz. Alçak gönüllülük ile pısırıklığı birbirine karıştırmamak gerek.
Mesela Borges kördü. Ama Ray Charles gibi gözlük takmıyordu.
Anlayamadım?
Aslında
bunda anlamayacak bir şey yok ama henüz Ece Temelkuran kadar yetenekli ve
inanılmaz derecede muhteşem bir gazeteci olmadığınız için biraz tecrübesizsiniz
sanırım. Ayrıca Borges’in gerçekten gözlük takıp takmadığını bilmiyorum. Nasıl
olsa Ece gibi kurt olmadığından her türlü yersin diye düşündüm.
Eh, haksız sayılmazsınız. Ece hanım
bu mesleğin Sokrates’i sayılır bir yerde. Neyse… Peki, romanlarınızın bu kadar
tutulmasını, baskı üzerine baskı yapmasını neye bağlıyorsunuz?
Bakın,
Teoman çok iyi bir şarkıcıdır. Ayrıca Nuray Mert bence bu toprakların gördüğü
en derin ve eşi bulunmaz ordinaryüs siyaset filozofudur. Geçenlerde İhsan
Eliaçık ile de bunu konuşuyorduk, çok şanslı bir ülkeyiz diye. Gerçi İhsan
abinin “kardeş ya, bu aralar durumum yok” diye hesabı bana ödetmesi pek hoş
olmadı ama Allah’tan o esnada Aylin Aslım içeri girdi de “bendensiniz hacı” dedi.
Soruma cevap vermediniz!
Ben önce
soruya bakarım soru mu diye, sonra da sorana bakarım adam mı diye! (Gülüyor,
ben gülmüyorum) Şaka bir yana, düşünmek için zaman kazandım sadece.
Romanlarımın bu kadar sevilmesinin sebebi eski ve köhnemiş kalıpları kırmam
oldu sanırım. Artık uzay çağındayız ve Tolstoy, Dostoyevski gibi geri kafalı
adamların yazdıklarını okuyarak bir yerlere varamayız. Adam kalkmış sayfalar
boyunca Rusya’nın köylülerinin çayırları nasıl biçtiğini anlatmış mesela. Böyle
bir manyaklık olabilir mi? Bu romanı Türk’ü de okuyacak, İngiliz’i de, Fransız’ı
da, nedir yani… Ben bu kalıpları kırdım.
Bu kalıpları kırdıktan sonra yerine ne
koydunuz peki?
Pamuk
tıkadım! (Hunharca gülüyor, bende yine tık yok) Elbette kendi kurallarımı
koydum. Daha önce denenmemiş, okuyucuyu dumurdan dumura koşturan detaylar
yarattım. Mesela karakter isimleri… O klasik Ahmet Mehmet isimleri yerine muhteşem
bir zekânın ürünü olduğu alenen belli olacak, okuyucuyu mest edecek isimler
koydum. Komiser Portakal Ordakal, Mafya babası Mikail Dünkarlı One gibi…
Okuyucunun başı döndü elbette.
İyi ama bu söylediğiniz şeyi yıllar
önce Oğuz Atay da yapmamış mıydı? Ayrıca romanlarınız yabancı dillere
çevrilecek olsa bu isimler anlamını yitirmez mi? Komiserin adının Orange Staythere
olduğunu gören bir Amerikalının bundan hoşlanma ihtimali çok az geliyor bana.
Bence sen az
önce Ece Temelkuran kadar şahane bir gazeteci olamadığını söylediğim için diş
biliyorsun bana! Oğuz Atay yapıbozumcuydu bi kerem, ben ise sıvacıyım. Artı,
Amerikan emperyalizminin temelini oluşturan bir halkın beni komik bulmaması,
Messi’nin Hollanda sutopu milli takımının teknik direktörlüğüne okuldan bir arkadaşını
tavsiye edip iş ciddiye binince çark etmesine benziyor biraz.
Messi sözünde durmayan biri midir
sizce?
Orasını
bilemem. Nihayetinde Messi’yi övmek bana bir şey kazandırmaz. Adam edebiyat
dünyasında değil bir, Türk değil iki!
Az evvel Tolstoy’u “geri kafalı”
olarak değerlendirmiştiniz. Duvarınızdaki bu tablo nedir? (Ünlü yazarın çalışma
odasında Tolstoy’un bir portresi yer alıyor)
Nelere karşı
mücadele etmem gerektiğini bir an olsun aklımdan çıkarmamam gerektiğine dair
bir alarmdır bu tablo. Ne zaman bir yazımda kendimi kaybedip etraflıca bir
tasvire girişecek olsam kafamı kaldırıp bu tabloya bakıyor ve hemen
yazdıklarımı silerek kendimi cezalandırmak adına yirmi-otuz sayfa kadar İlahi
Komedya okuyorum.
Kitaplarınız haricinde, sosyal
medyada da oldukça etkin ve popülersiniz. Gerek twitter’da, gerekse kurucusu
olduğunuz internet sitesinde yazdıklarınız binlerce kişi tarafından okunuyor.
Bunun başarının sırrı nedir?
Twitter’da
önüme geleni ekliyorum. Sonra o eklediklerim de beni ekleyince bir-iki gün
bekleyip siliyorum. Böyle böyle iki senede şahane followers yaptım (Hınzırca
gülüyor). İnternet sitesinde yazdıklarımın linkini de gerek kendim, gerek rica
ettiğim arkadaşlarım Ekşi’ye koyuyorlar. Hiç kimse okumasa bile kısa zamanda
yüzlerce hit alıyor site. Düşünün ki bunu sitede benden başka yazan yirmi kişi
daha yapıyor! Var gerisini sen hesapla…
Geçenlerde yazdığınız bir yazıda
Müslüman olmaktan gurur duyduğunuzu söylemiştiniz…
Tuna
Kiremitçi buralarda mı?
Değil galiba… Neden sordunuz?
Elbette
Müslüman olmaktan gurur duyuyorum. Fakat Kuran yeniden yorumlanmalı. Alelade
Müslümanlardan farklıyım ben. Ramazan insanı sarsmalı, inançlı insanlar zengin
olmamalı. Kurban kesmek çok demode… Mesela Bahreynli din profesörü Mahmud
Selahaddin Leyla son ve muhteşem kitabı Nurların Gizemli Çekirdekleri’nde namaz
kılan fakat cahil olan Müslümanların bizim gibi zeki, esprili, lafazan ve namaz
kılmayan Müslümanlarla aynı cennete gidemeyeceğini, önemli olanın kalbin
temizliği olduğunu açıklıyor. Kesinlikle okunmalı.
Son olarak şunu cevaplar mısınız,
Canon mu Nikon mu?
(Gülüyor)
Çakallığını fark etmedim sanma! Önüme sadece iki seçenek sunarak alanımı
daraltıyorsun. Cevap veriyorum: Leica! Bu karizmayı Perşembe pazarında
kazanmadık biz cücüüük!
Anlıyorum. Okurlarımıza söylemek
istediğiniz bir şey var mı?
Yok.
Teşekkür ederiz.
Ne demek.
.



5 yorum:
süper bir söyleşi. :)
yazık lan:)
Bu adamı bu kadar önemsemenin asıl sebebi ne? ( Blogunda sık sık bahsetmen, şu resimler için bile efor sarf etmen önemsediğini düşündürüyor.)
Resimler için özel bir efor sarfetmedim, eğlencesine takılıyorduk eşimle, aklıma malum fotoğraflar geldi ve birkaç tane de öyle çektim. Yazı fikri ondan sonra çıktı.
Bu adamı çok fazla önemsediğim yok aslına bakılırsa. Blog'da toplam 163 yazı var fakat okurlar tarafından en fazla dikkat çekenler bu konuya eğilen toplam 5 yazı. 163'te 5. Yazın hayatımı bir kişiye muhalefetle geçirmediğimizin kanıtı olsa gerek.
Bununla birlikte, evet, bir sorunum var bu insanlarla. Fakat yazılardan da anlaşılması gerektiği üzere, bu kişilerden ziyade, onlara layık oldukları değerin çok daha fazlasını vermeye fazlasıyla hazır kitleyle bir sorunum var. Aktörler işin vitrini sadece. Mesele üç aşağı beş yukaru budur.
ben başka bir adsızım diyerek başlayayım. yazdıklarınız güzel ilgiyle de takip ediyorum çoktandır ama şu murat menteş'i eleştirmeyi bıraksanız artık. cidden bir kompleks halini alacak.
Yorum Gönder