25 Kasım 2011

Ünlü Bir Yazarla Söyleşi


(Neden Turgay Bakırtaş? Çünkü Türkiye’nin çalkantılı edebiyat dünyasında popülerliğin kaliteyi gölgelediği, nicelik ve nitelik kavramlarının birbirine girdiği bir ortamda romanlarıyla şaşkınlık yaratan ve kısa sürede dev bir hayran kitlesi oluşturan yazarın sırrını merak ettik. Kullandığı özgün dil ve muhteşem kurgu oyunlarıyla okurunu içinden çıkmak istemeyeceği bir karnavala davet eden Turgay Bakırtaş aslında kimdir, ne yer ne içer, kimleri okur, bu kadar güzel pasta yapmayı nereden öğrenmiş olabilir? Daha şimdiden adı Proust, Steinbeck, Kazancakis, Bulgakov gibi dev yazarlarla birlikte anılan Bakırtaş’ın dünyasının kapılarını sizin için araladık.)

*     *     *

Evvela şuradan başlayalım, kendinizi tam olarak ne şekilde sıfatlandırıyorsunuz?

Erol Köse twit atar, Rasim Ozan yorum yapar ve ben roman yazarım.

Vaoov! Oldukça iddialı bir tanım oldu bu.

(Gülerek) Pek öyle sayılmaz. Alçak gönüllülük ile pısırıklığı birbirine karıştırmamak gerek. Mesela Borges kördü. Ama Ray Charles gibi gözlük takmıyordu.

Anlayamadım?

Aslında bunda anlamayacak bir şey yok ama henüz Ece Temelkuran kadar yetenekli ve inanılmaz derecede muhteşem bir gazeteci olmadığınız için biraz tecrübesizsiniz sanırım. Ayrıca Borges’in gerçekten gözlük takıp takmadığını bilmiyorum. Nasıl olsa Ece gibi kurt olmadığından her türlü yersin diye düşündüm.

Eh, haksız sayılmazsınız. Ece hanım bu mesleğin Sokrates’i sayılır bir yerde. Neyse… Peki, romanlarınızın bu kadar tutulmasını, baskı üzerine baskı yapmasını neye bağlıyorsunuz?

Bakın, Teoman çok iyi bir şarkıcıdır. Ayrıca Nuray Mert bence bu toprakların gördüğü en derin ve eşi bulunmaz ordinaryüs siyaset filozofudur. Geçenlerde İhsan Eliaçık ile de bunu konuşuyorduk, çok şanslı bir ülkeyiz diye. Gerçi İhsan abinin “kardeş ya, bu aralar durumum yok” diye hesabı bana ödetmesi pek hoş olmadı ama Allah’tan o esnada Aylin Aslım içeri girdi de “bendensiniz hacı” dedi.

Soruma cevap vermediniz!

Ben önce soruya bakarım soru mu diye, sonra da sorana bakarım adam mı diye! (Gülüyor, ben gülmüyorum) Şaka bir yana, düşünmek için zaman kazandım sadece. Romanlarımın bu kadar sevilmesinin sebebi eski ve köhnemiş kalıpları kırmam oldu sanırım. Artık uzay çağındayız ve Tolstoy, Dostoyevski gibi geri kafalı adamların yazdıklarını okuyarak bir yerlere varamayız. Adam kalkmış sayfalar boyunca Rusya’nın köylülerinin çayırları nasıl biçtiğini anlatmış mesela. Böyle bir manyaklık olabilir mi? Bu romanı Türk’ü de okuyacak, İngiliz’i de, Fransız’ı da, nedir yani… Ben bu kalıpları kırdım.


Bu kalıpları kırdıktan sonra yerine ne koydunuz peki?

Pamuk tıkadım! (Hunharca gülüyor, bende yine tık yok) Elbette kendi kurallarımı koydum. Daha önce denenmemiş, okuyucuyu dumurdan dumura koşturan detaylar yarattım. Mesela karakter isimleri… O klasik Ahmet Mehmet isimleri yerine muhteşem bir zekânın ürünü olduğu alenen belli olacak, okuyucuyu mest edecek isimler koydum. Komiser Portakal Ordakal, Mafya babası Mikail Dünkarlı One gibi… Okuyucunun başı döndü elbette.

İyi ama bu söylediğiniz şeyi yıllar önce Oğuz Atay da yapmamış mıydı? Ayrıca romanlarınız yabancı dillere çevrilecek olsa bu isimler anlamını yitirmez mi? Komiserin adının Orange Staythere olduğunu gören bir Amerikalının bundan hoşlanma ihtimali çok az geliyor bana.

Bence sen az önce Ece Temelkuran kadar şahane bir gazeteci olamadığını söylediğim için diş biliyorsun bana! Oğuz Atay yapıbozumcuydu bi kerem, ben ise sıvacıyım. Artı, Amerikan emperyalizminin temelini oluşturan bir halkın beni komik bulmaması, Messi’nin Hollanda sutopu milli takımının teknik direktörlüğüne okuldan bir arkadaşını tavsiye edip iş ciddiye binince çark etmesine benziyor biraz.

Messi sözünde durmayan biri midir sizce?

Orasını bilemem. Nihayetinde Messi’yi övmek bana bir şey kazandırmaz. Adam edebiyat dünyasında değil bir, Türk değil iki!

Az evvel Tolstoy’u “geri kafalı” olarak değerlendirmiştiniz. Duvarınızdaki bu tablo nedir? (Ünlü yazarın çalışma odasında Tolstoy’un bir portresi yer alıyor)

Nelere karşı mücadele etmem gerektiğini bir an olsun aklımdan çıkarmamam gerektiğine dair bir alarmdır bu tablo. Ne zaman bir yazımda kendimi kaybedip etraflıca bir tasvire girişecek olsam kafamı kaldırıp bu tabloya bakıyor ve hemen yazdıklarımı silerek kendimi cezalandırmak adına yirmi-otuz sayfa kadar İlahi Komedya okuyorum.


Kitaplarınız haricinde, sosyal medyada da oldukça etkin ve popülersiniz. Gerek twitter’da, gerekse kurucusu olduğunuz internet sitesinde yazdıklarınız binlerce kişi tarafından okunuyor. Bunun başarının sırrı nedir?

Twitter’da önüme geleni ekliyorum. Sonra o eklediklerim de beni ekleyince bir-iki gün bekleyip siliyorum. Böyle böyle iki senede şahane followers yaptım (Hınzırca gülüyor). İnternet sitesinde yazdıklarımın linkini de gerek kendim, gerek rica ettiğim arkadaşlarım Ekşi’ye koyuyorlar. Hiç kimse okumasa bile kısa zamanda yüzlerce hit alıyor site. Düşünün ki bunu sitede benden başka yazan yirmi kişi daha yapıyor! Var gerisini sen hesapla…

Geçenlerde yazdığınız bir yazıda Müslüman olmaktan gurur duyduğunuzu söylemiştiniz…

Tuna Kiremitçi buralarda mı?

Değil galiba… Neden sordunuz?

Elbette Müslüman olmaktan gurur duyuyorum. Fakat Kuran yeniden yorumlanmalı. Alelade Müslümanlardan farklıyım ben. Ramazan insanı sarsmalı, inançlı insanlar zengin olmamalı. Kurban kesmek çok demode… Mesela Bahreynli din profesörü Mahmud Selahaddin Leyla son ve muhteşem kitabı Nurların Gizemli Çekirdekleri’nde namaz kılan fakat cahil olan Müslümanların bizim gibi zeki, esprili, lafazan ve namaz kılmayan Müslümanlarla aynı cennete gidemeyeceğini, önemli olanın kalbin temizliği olduğunu açıklıyor. Kesinlikle okunmalı.

Son olarak şunu cevaplar mısınız, Canon mu Nikon mu?

(Gülüyor) Çakallığını fark etmedim sanma! Önüme sadece iki seçenek sunarak alanımı daraltıyorsun. Cevap veriyorum: Leica! Bu karizmayı Perşembe pazarında kazanmadık biz cücüüük!

Anlıyorum. Okurlarımıza söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Yok.

Teşekkür ederiz.

Ne demek.

.

5 yorum:

Adsız dedi ki...

süper bir söyleşi. :)

Adsız dedi ki...

yazık lan:)

Adsız dedi ki...

Bu adamı bu kadar önemsemenin asıl sebebi ne? ( Blogunda sık sık bahsetmen, şu resimler için bile efor sarf etmen önemsediğini düşündürüyor.)

Turgay Bakırtaş dedi ki...

Resimler için özel bir efor sarfetmedim, eğlencesine takılıyorduk eşimle, aklıma malum fotoğraflar geldi ve birkaç tane de öyle çektim. Yazı fikri ondan sonra çıktı.

Bu adamı çok fazla önemsediğim yok aslına bakılırsa. Blog'da toplam 163 yazı var fakat okurlar tarafından en fazla dikkat çekenler bu konuya eğilen toplam 5 yazı. 163'te 5. Yazın hayatımı bir kişiye muhalefetle geçirmediğimizin kanıtı olsa gerek.

Bununla birlikte, evet, bir sorunum var bu insanlarla. Fakat yazılardan da anlaşılması gerektiği üzere, bu kişilerden ziyade, onlara layık oldukları değerin çok daha fazlasını vermeye fazlasıyla hazır kitleyle bir sorunum var. Aktörler işin vitrini sadece. Mesele üç aşağı beş yukaru budur.

Adsız dedi ki...

ben başka bir adsızım diyerek başlayayım. yazdıklarınız güzel ilgiyle de takip ediyorum çoktandır ama şu murat menteş'i eleştirmeyi bıraksanız artık. cidden bir kompleks halini alacak.

 

©2009 Litost | by TNB