[Okuyacağınız bu yazı, bir dramın öyküsüdür. Hatta bir değil, binlerce dramın
öyküsü…]
Felunar gezegeninde iki tip canlı yaşar; ‘HAĞTUN’lar ve ‘ADAĞM’lar.
Hağtunlar, fiziksel yapıları gereği adağmların cinsel aktivitelerini harekete
geçirecek kimyasal reaksiyonların başlamasına vesile olurlar. Bu reaksiyonlar yüzünden zihni
bulanan bir adağm, cinsel aktivitede bulunmaktan başka bir şey düşünemez olur.
Lakin Felunar gezegeninde bir adağm’ın bir hağtunla pursılaması için (cinsel arzular içeren her tür aktivite
için kullanılan bir tabirdir bu) çok büyük çabalar göstermesi gerekmektedir.
Örneğin nazik, sadık, dürüst, esprili biriymiş numarası yapmak zorundadır. Ekseriyetle kaba
saba bir cins olan adağmlarda bu gibi incelik gerektiren davranışları –az da
olsa- kendiliğinden sergileyenler olmasına rağmen, çoğunluğun bunun için
rol yapması gerekmektedir. İşin ilginç yanı, genellikle rol yapan adağmlar hağtunlarla
birlikte olurken, saydığımız meziyetlere doğuştan sahip olan adağmların şansı
çok düşük, umutları ise bir hayli yüksektir. Bu umut yüzünden içine düştükleri
dramatik, iç parçalayıcı hallerin sayısız olduğunu belirtmeden geçmeyelim.
Şansları az, fakat umutları fazla olan adağm cinsinin
hayallerini gerçekleştirebilmek uğruna uygulama cesareti gösterdiği çok riskli
ve tehlikeli kimi hareketler vardır. Bunların en yoğun görüleni ve en risklisi,
hiç şüphesiz ki içlik giymemektir.
Felunar’ın hiçbir şekilde dünyamıza benzemeyen, standart bir
iklimi vardır. Yalnızca –bizim bildiğimiz anlamda- kış mevsimini yaşarlar Felunarlılar.
Sürekli ve sert bir soğuğun hâkim olduğu bu gezegende, yaratıcının bir
düşündüğü olsa gerek, hağtun ve adağmların derileri soğuğa karşı oldukça
zayıftır. Bu zayıflıklarını nötralize etmek için çok sevmeseler de kalın giysiler giymek
zorundadırlar. Hağtun cinsi adağmlara nazaran biraz daha dayanıklı
olduğundan çok fazla şey giyinmezler. Lakin bir adağmın, ne giyerse giysin,
donmamak için “içlik” diye tabir edilen özel bir elbiseyi dış elbisesinin
altına giymesi gerekmektedir. Bunu yapmadığı ve gözüne kestirdiği hağtunu
etkileyebilmek amacıyla çok fazla hareket ederek vücut ısısını arttırdığı için,
soğuk havayla daha ilk karşılaşmasında iç organlarında ciddi hasarlar meydana
gelir. Ne kadar yazıktır ki, hağtunların pursılamak için seçeceği adağmda ‘içlik
olmaması şartı’ aradığı gibi tamamen yanlış bir inanca sahip olan dürüst adağmların birçoğu bu uğurda iç
donması geçirip, hayatının kalan kısmının hatırı sayılır bir bölümünü hasta
olarak yaşamış, sonunda da büyük acılar çekerek ölmüştür.
Bu adağmların en büyük yanlışı, düşürdüğü hağtuna (Felunar
argosunda ‘düşürmek’, bir hağtunun “cinsel aktivitede bulunmaya rıza
göstermesini sağlamak” anlamında kullanılıyor) içlikle göründüğü takdirde,
hağtunun cinsel aktivitede bulunmasından vazgeçeceğine yönelik şaşmaz inançtır.
Rol yapan adamlar bu konuda tecrübeli olduklarından, içliğin vazifesini yerine
getiren özel giysilerle donanırlar. Gerçi onların bunu yapmalarının sebebi
hağtunu düşürmek istemeleri değil, estetik olarak
bir değer taşımayan içliği sevmemeleridir (zira bir hağtunu düşürmekle içlik giymek arasında bağlantı olmayacağını bilecek kadar kaşardırlar [Felunar argosunda ‘kaşar’, “yaptığı işte çok tecrübeli olan kimse” anlamına gelir]).
İşte bu yüzdendir ki, rol yapan adağmlar hem düşürdüğü hağtun
ile pursılar, hem de sağlıklarını korurken; dürüst olan adağmlar sırf bir
pursılama uğruna iç donması geçirerek hayatlarını büyük oranda karartırlar. Oldukları gibi yaşamak yerine arzularının peşine düşerek olmadıkları birine dönüşmeye çalışmanın cezasıdır belki de bu, kim bilir…
[Dünyalılar olarak tüm bu olan bitenden ders almamız
dileklerimle…]
.

0 yorum:
Yorum Gönder