* Evvela kendimle alakalı bir açıklama… Burada yazdıklarımı okuyan, paylaşan, yorum yapan insanların bir kısmı eskiden beri tanıdığım arkadaşlarım; bir kısmı internet üzerinden az çok muhabbet geliştirdiğim ve yüz yüze de tanışmak istediğim kişiler ve haliyle büyük bir kısmı da otobüste yan yana düşsek ruhumun duymayacağı, ismen ve cismen yabancı olduğumuz okuyucular. Bazen gelen yorumlar üzerinden sinirli cevaplar yazabiliyorum. Tanıdık tanımadık herkes şunu bilsin ki kimseye karşı kişisel olarak kin biriktiren bir yapım yoktur. Haklı olduğuma yüzde yüz emin olduğum bir kavganın ardından bile söylediğim şeylerden dolayı pişmanlık duyduğum oluyor. Bu böyle ve otuz bir yaşında olduğum göz önüne alınırsa bundan sonra da böyle olacak. Ola ki tartışmanın dışına çıkarak kalbini kırdığım birileri vardır, haklarını helal etsinler.
* Bir süreden beri İslam dininin farzlarını bir kenara bırakıp kendisine özel sünnet seçmeye çalışan acayip tipler görüyorum etrafta. Gerçi bu da bir şey, eleştirecek değilim. Eleştirmek bir yana, kendilerine yardımcı olmak istediğim bir konu sayılır. Peygamber efendimizin hayatı boyunca düzenli ve intizamlı olarak yaptığı şeylerden biri de dişlerini fırçalamaktı. Dönemin imkânları dâhilinde misvak ile yapılan bu işi biz bugün fırça ve macun ile yapıyoruz. Günde üç defa olması gerekmez. İki defa da zor gelebilir kimi bünyelere. Ama hiç değilse yatmadan önce bu işe bir dakikasını ayırmayıp da leş gibi kokan bir ağızla, sararmış dişlerle dolaşan birisi en azından “Müslümanım” demeye utanmalı.
* Dün itibariyle Beşiktaş ve Trabzonspor kulüpleri Fenerbahçe’ye karşı sert bir tavır alarak futbolun saha dışı unsurları üzerinden kavgaya giriştiler. Açıkçası sıkı bir Trabzonspor taraftarı ve iyi bir futbol izleyicisi olmama rağmen yıllar boyunca dönen bu tip tartışmalardan pek hoşlanmamışımdır. Doğruluğuna inanmadığımdan değil, faydasız olduğunu düşündüğümden… Eğer bir kulüp masa başında maç kazanacak, şampiyonluk elde edecek güce sahipse senin ağlayıp zırlaman bu gerçeği değiştirmez. Tatar Ramazan pozlarına girerek bozamazsın bu oyunu. Ne yapacaksan sahada yapacaksın. Yani bugün Trabzonspor’un gol ayakları azıcık daha becerikli olsalar dünyanın en üçkâğıtçı hakemi yönetiminde dahi bir maçı rahatlıkla kazanabiliriz. Bir golün verilmiyorsa iki tane atacaksın; matematik böyle diyor. Biliyorum kolay değil ama durum bu. Senede milyon dolar kazanan bir futbolcu bu kadar stresi de kaldırsın bir zahmet!
* Türk sineması aylaklığı bırakmalı. 2011 yılındayız ama hâlâ bir sezonda gösterilen film sayısı çok az. Hâlâ o az sayıdaki filmin büyük kısmı saçma salak işlerden meydana geliyor. Zeki Demirkubuz, Reha Erdem, Yavuz Turgul filan iyi güzel de beş-on yönetmenle ayakta duramaz sinema. Yahu Özcan Deniz bile yönetmenim diye çıkmış, ilişkileri açmaza giren modern bir çiftin sıkıntılarını anlatan film çekmiş! Toplumca -her alanda- “devlet bize yardım etmiyor” anlayışını genlerimize öyle bir kazımışız ki ağlamaktan iş yapmaya gelmiyor sıra. Hâlbuki İskandinavya’dan, Uzakdoğu’dan, Güney Amerika’dan öyle güzel bağımsız sinema örnekleri çıkıyor; az oyuncu, sınırlı mekân, basit efektlerle o kadar şahane senaryolar yazıyorlar ki izlerken zevkten dört köşe oluyoruz. O kadar sinema atölyemiz, güzel sanatlar fakültemiz, idealist gencimiz var. Ne duruyorsunuz, helva yapsanıza!
* Ergenekon operasyonu kapsamında gerçekleştirilen son tutuklamalar büyük tartışmalara yol açtı. Basının büyük kısmı gözaltına alınan (ve sonrasında tutuklanan) isimler için ortak bir tepki gösterdi. Açık konuşayım, basını yakından takip etmeme rağmen Ahmet Şık ve Nedim Şener isimlerini ilk defa operasyon sonrasında duydum. Bu benim eksikliğim mi yoksa Ekşi Sözlük, Twitter gibi ortamlarda bu iki isim üzerinden ayaklanan geniş kitle tanımadıkları kişiler üzerinden mi eleştiri yapıyorlar bilemedim. Lakin tanıdığım ve fikirlerine değer verdiğim birçok kalem de bu iki gazetecinin tutuklanmasına büyük tepki gösterdiğinden “Almanya yenilince biz de yenilmiş sayıldık” durumu söz konusu oldu şahsım için. Ama bunlar bir yana, Soner Yalçın isimli şahsın gazetecilikten başka her işi yaptığını zaten biliyor ve görüyorduk, bunu anlamak için tutuklanmasına gerek yoktu. “OdaTv! OdaTv!” diye kendini yerden yere atan şahıslar aynı OdaTv’nin şimdi de Deniz Baykal üzerinden CHP’ye nasıl giriştiğini görünce Doktor Frankenstein gibi imana gelip “meğerse bir canavar yaratmışım” diyor mudur merak ediyorum.
* Şarkı tavsiyesi isteyenlere: Tarmac – Ce Sourire Est Pour Moi (eski Louise Attaque elemanlarının sonradan kurduğu enfes bir gruptur Tarmac), Cem Karaca – Adsız (Rahmetli üstadın çok az bilinen, benim de yeni keşfettiğim ve tabiri caizse vurulduğum bir şarkısı), Cheb Mami – Baida (ama albüm versiyonu değil, Sting’in bir konserinde okuduğu canlı versiyonu, Youtube’da aratın hemen üstte çıkıyor zaten), Ghinzu – The Dragster-Wave (bir diğer şahane grup Absynthe Minded gibi Belçika topraklarında ikâmet eden bir ekip Ghinzu, şarkı nefaset), Acid Drinkers – Another Brick in the Wall (Pink Floyd cover’ı yapmanın kolay bir iş olmadığını, ama iyi yapılınca da nasıl tadından yenmediğini göresiniz diye).



