Gizem öldü. Basit, gündelik bir gerçek… Öldü Gizem. Her gün
ölen binlerce yaşıtı gibi öldü. Gitti. Ve bu basit gerçek çivi gibi saplandı
kalbime. Beynim buz gibi oldu bir anda. Gözlerime söz geçiremedim. Allah’ın
takdiri karşısında boyun eğmekten gayrı bir düşüncem olamaz. Lakin toplumun,
devletin, “insanlığın” takdirine bir kez daha, derin ve keskin bir öfke doğdu
içimde. Çünkü bu küçük kız çocuğu hiç de komik olmayan acılarını anlatırken biz
gülüyorduk. Hasta babasını, merdiven silen annesini, felç geçiren dedesini
anlatırken gülüyorduk biz. Daha o yaşta bir valinin kalıbına tükürecek kadar
öfke dolu bir kıza bakarak neşeleniyorduk.
Kendisini bize tanıtan o meşhur videodan sonra televizyonda
gördük Gizem’i. Gene öfke doluydu ve toplumun kendilerine layık gördüğü yere
isyan ediyordu. Bir stüdyo dolusu seyirci kahkahalarla gülerken şaşkın gözlerle
bakıyor, çatık kaşlarını bir an olsun kaldırmıyordu. Ve bu duruma bir anlam
veremiyordu. “Ne gülüyorsunuz” dediğinde insanların gülmesine değil,
anlattıklarında gülünecek ne gibi bir yan olduğunu tasavvur edememesine
şaşırıyordu. Kendisinin isyan ettiği gerçeklere başkalarının da isyan
etmemesine şaşırıyordu Gizem.
“Havva’nın yerine sınıf başkanı olmam. Çünkü o bu yere
emeğiyle geldi. Onun emeklerini kendi üzerime nasıl alabilirim!”
Kaçımız Gizem kadar hakkaniyet sahibiyiz?
“Babam bizi okutmak için inşaatlarda çalışıyor. Beşinci
kattan düştü. Çalışırken sürekli ellerini kesiyor. Botlarım delik olmasına
rağmen yenisini istemiyorum. Çünkü babamın bizim için neler yaptığını
görüyorum”
Kaçımız Gizem kadar kadir kıymet biliyoruz?
“Senin ne güzel botların var, baban almış. Çoğunuzun durumu
iyi, buna rağmen şımarıklık yapıyor, üstelik bizimle de dalga geçiyorsunuz”
Kaçımız Gizem kadar sahip olduklarımıza şükretmemiz
gerektiğinin bilincinde?
“Ev sahibi merdiven parası vermiyor. Ama kapısının önü
tertemiz olunca da çok hoşuna gidiyor. Birinci kattaki teyze de para vermiyor.
Ben de ablamla birlikte anneme yardım ediyorum”
Kaçımız Gizem gibi haksızlığa rağmen yılmadan, usanmadan
çalışıyor?
Gizem’in içinde birikmiş hakikatli öfkenin sahiciliğiyle
dalga geçenlere, ekşi sözlükte, şurada burada “fakir edebiyatı yapıyor,
kendisine öğretilmiş şeyleri tekrarlıyor” diyenlere o öfkeli tokadını attı da
gitti Gizem. Fakat küçücük bir kızın “fakir edebiyatı” yapmaktan çok daha ötede
duran isyanını anlamaktan aciz kalbi kararmışların canı elbette yanmamıştır.
Onlar elbette anlayamazlar yokluk içinde yaşayıp da pes etmeyen küçük bir kız
çocuğunun aklından geçenleri. Gülerler sadece. Gizem ağlar, onlar gülerler.
Ömrümün sonuna kadar aklımdan silinmeyecek bir fotoğraf
karesi olarak kalacak Gizem’in televizyondaki hali: Ellerini önünde
birleştirmiş, kafası hafifçe öne eğik, konuşmadan evvel parmak kaldıracak kadar
saf ve saygılı, ve müthiş öfkeli, ve şaşkın, ve isyankâr… Sadece öğretmenine
izin vermeyen valinin değil, onun acıları karşısında kahkaha atmaktan utanmayan
hepimizin kalıbına tükürecek kadar isyankâr. “İçimde ateş var!”
(Müslüman arkadaşlardan ricamdır, Gizem elbette ve şüphesiz cennete
gidecek ama, bu yazıyı okuduktan sonra fırsat bulduğunuz ilk anda, vaktiniz
varsa Yasin, yoksa İhlas ve Fatiha okuyun bu küçük kardeşimizin ruhu için. Lütfen…)
.






